Makale: GEÇMİŞİNİ BEĞENMEYENLER GELECEK NESİLLERİNİ İFSAD ETTİLER!

Geleceğimiz olan nesilleri kendi ellerimizle fesada uğratıyoruz. Bugün bilimin ilerlemesi bu konuların uzmanları aile ve çocuk gelişimi hakkında bize şu gerçekleri söylüyor: Çocuk anne karnında iken kişilik ve karakter oluşumu başlıyor. İslam fıtratı üzere rahme düşen çocuk, buradan başlıyor yüklenmeye. Anne rahminden 18’li yaşlara kadar gelişen bir birey, çocuklar. Bunu geliştiren yüklemeleri yapan biz ebeveynleri, aile ve çevresi olarak bilirleriz. Bugün topluma baktığımızda bireyselleşen insanımız bunu modern yaşam biçimi olarak niteliyor. Büyük aileden küçük ailelere, buradan bireysel yaşama veya anne ayrı baba ayrı ailelere evriliyoruz. Tek yaşamayan aileler, çekirdek aile dediğimiz yaşam biçimini tercih ediyor. Bunu oluşturmak için çevresini kendisinden uzaklaştırıyor, anne- baba gibi büyükleri evden ayırıyor. Bütün bunları yapan insanımız sonra çocuklara bakma ve yetiştirme işlerinde “ben yetişemiyorum, ben köle miyim, bunlara bir bakıcı tutun” demeye başlıyor. Oysa büyük ailede işler paylaşılır, herkes işin bir ucundan tutardı. Bugün işin içinden çıkamayan çekirdek ailelerimiz soluğu psikolog ve psikiyatrilerde alıyor. Kendi ellerimizle yaptıklarımız karşımıza sonuç olarak geliyor, bugün karşımızda duran sorunlar dün kendi ellerimizle yaptıklarımızın sonucudur, bunu böyle bilmek zorundayız. Eğer geçmişte yaptıklarımız bugünü hazırladı diyerek bakmaz isek bugün karşılaştığımız sonucun geriye dönük muhasebesini yapmamış oluruz. Bunlar bu toplumun her ferdinde olan bir problem, buna bizim mahallede dâhil yani bu toplumun kendini İslam’a nispet edenleri de.

Bu toplumun kendini İslam’a nispet edenleri, toplumu kökünden dinamit koyarak fesada çanak tuttular. Dönüp arkamıza baktığımızda bunları net olarak göreceksiniz, bu toplumun kendini İslam’a nispet eden cemaat liderleri kanaat önderleri, hocaları, Allah’ın kendilerine veli tayin ettiği eşlerine itaat etmeleri hükmünü bakın nasıl fetvalarla yok saydılar. Kocasına itaat etmek yerine, hocasına itaat eden kadınlar yetiştirdik. Kadınlarımız Allah’ın hükmünü tevil ediyorlar amma hocalarının fetvalarını hiç tevil eden gördünüz mü? Oysa kocasına veya eşine itaat etmesini Allah istiyor bu kendilerini yaradan rabbin emri yani ibadet olur yapılınca. Tıpkı namaz oruç ve diğer ibadetler gibi. Bizim Müslüman kadınlarımız hiç düşünmez mi hocalarına itaat da böyle ibadet midir diye sorgulamaları gerekmez mi? Bu örneklemeleri yazının ilerleyen bölümünde açmış olacağız, söylemek istediğimiz şu şikâyet ettiğimiz kadın kalıbını ve erkek kalıbını biz dolduruyoruz, kendi ellerimizle yaptığımız yanlışlara sonra dönüp isyan ediyoruz. Bu toplumun Müslümanları evlerinde ailelerinde bile bütünlük oluşturamamış, her fert kendi hayatını daha konforlu nasıl yaşar bunun derdinde. Oysa Allah’ın kitabına tabi olduğunuzda karşınıza kocaman bir toplum inşası çıkıyor. Aileden başlayıp hayatı beraber inşa eden sonlara da, sıkıntılar da, varlık da, hayatın her alanında muazzam bir paylaşım modeli sunuyor önümüze. Kitaba özde değil sözde tabi olursak sonuç bu oluyor.

Allah insanı iki cinsten yarattı, bir dişi bir erkekten, yaradılış olarak bir dişi, bir erkek olarak var edildik. Bütün varlıklar böyle yaratılmış desek yanlış olmaz. Unutmayalım yaradılış böyle bizim kitaba tabi olanlarımızın hiç düşünmediği alan şurası! Kişilerin karakter ve kişilik oluşumunu sonradan eğitilerek oluşturur. Bu oluşumda anne-baba çevre, yaşadığı toplum bu kişiliği oluşturur. Şöyle bir tabirim var yanlış bir tanımsa konunun uzmanları düzeltir. Şahsen okuduğum Kur’an ve onu yaşayarak insanlığa örnek olan Peygamber’i, bana şu tanımı yaptırıyor; insan erkek ve dişi olarak yaratıldı, bizim kadın dediğimiz kimliği kişiliği biz eğiterek yüklüyoruz. Bu yüklemeyi erkek dediğimiz kişilik içinde böyledir, toplumdan topluma, yöreden yöreye erkek dediğimiz varlığın karakteri ve kişiliği farklı oluyor. Bu bize yaratılan bu iki varlığı biz toplum olarak eğiterek, yüklemeler yaparak yapıyoruz. “Her doğan, İslam fıtratı üzerine doğar. Sonra, anne-babası onu Hristiyan, Yahudi veya Mecusi yapar.” (Buhârî, Cenâiz 92; Ebû Dâvut, Sünne 17; Tirmizî, Kader 5. Allah resulünün bu hadisini birde böyle okursak aslında ne anlatmak istediğini anlardık. Bu hadisi okurken sevap kazanmak yerine Allah resulü kendi toplumunda, onlara şu mesajı veriyordu. Eğer Allah’ın emrettiği toplumu inşa etmezseniz, sizin çocuklarınız da bu toplum da olduğu gibi çevresinden etkilenir ve onlara benzer. Bu çocukları sıfırdan fıtratına uygun yüklemezseniz onları işte bu çevre yükler ve onlara benzerler. Dönüp bir çevrenize bakın kime benziyoruz, bizi kim inşa etti. İşin garip tarafı bu toplumun Müslümanları bu yanlışları yapıyorlar, okullarımız, medreselerimiz, kurslarımız inşa etmek için değil tersine topluma entegre etmek üzerine işlev görüyor. Eğer inşa eden olsaydık fıtrata uygun yüklemeler yapar ve bu nesillere bu yüklediklerimizi yaşayacak bir çevre, toplum inşa etmiş olmamız gerekirdi ki böyle toplumu oluşturan bir mahalle bir şehir maalesef yok.

Bu yazımız da geleceğimiz olan gençleri ve aileleri irdelemeye gayret edeceğiz, tabi bizim bakış açımız Müslüman, mütedeyyin insanlar gözüyle olacak. Sistem, diğer adıyla devlet çocuklarımızı 6-7- li yaşlarda eğitim dedikleri çarkın içine alıyor, 25’li yaşlara kadar eğittiğini iddia ediyor. Bizler eğittiğini kabul edelim ki eğitim nedir onu bilmemiz gerekiyor. Öncelikle şu tespiti yapalım, sistem çocuk veya genç 25’li yaşlara kadar bana sorun çıkarmasın diye bir sistem kurmuş, bu sistemin adı eğitim. Sistem asıl amacını tespit ettikten sonra gelelim kendi konumuza. Eğitim derken eğer mühürlü bir kâğıt edinmek ise temel amaç bu kişinin sonu demektir. Şu tespiti yapalım burada bizim toplumda kutsal diploma anlayışı çok yaygın, hem de imandan, dinden, Kur’an’dan bile daha kutsal. Neden böyle diyeceksiniz çevrenize bakın yaklaşık 20 yılını bu tür bir belge için gözünü kırpmadan yapan yok mu? İşin tuhaf tarafı bu çarkın içinde bunları, Müslümanların yapıyor olmaları. Hayatını inşa etmekle kişilik ve karakter inşa etmesi gereken çocuklarımız maalesef hayatının 20 yılını bir diplomaya veriyor. O diplomayı kazanmak için nelerinden vazgeçmiyor ki? Dininden Ahlaktan, doğruluk, dürüstlük, temel insani değerlerden vazgeçiyor. O diplomayı elde etmek için vazgeçmeyeceği değeri yok desek yanlış olmaz. Nelerden vazgeçtiklerini sizler kendi ailenize ve çevrenize bakın kendiniz sıralayın.

Aile çocuk okuyor diye her türlü desteği veriyor, devlet destekliyor, ucuz ulaşım ücretsiz, kitap, lisans okuyanlara ücret vb. birçok alanda destekleniyor. Bunlar yapılanlar, peki bunlar bir insanı inşa eder mi, dönüp bakalım? Tabir yerindeyse bedava yaşayan, hiçbir emek ortaya koymayan, ailesi kendisinin hizmetçisi konumunda bir nesil yetişiyor. Kendi ailesini kendine hizmet eden nesil bir sonraki aşamada çalıştığı iş yerinde herkes kendine hizmet edecek oluyor. Evlendiğinde kendine hizmet edecek eşler arayan, deli kanlılarımız, kızlarımız oluyor. Para kazanmak için kestirmeden, yorulmadan, alın teri dökmeden nasıl para kazanırım hesabı yapan bir nesil.

Bugün toplumda hemen herkes; dindarı, seküleri, laiki, sosyalisti herkes toplum bu kadar neden bozuldu diye soruyor. İşte cevap yukarda yazdıklarımda bugün 30’lu yaşlara gelmiş evlilik yapmamış, evliliği düşünmeyen yığınlar, 20’li yaşlara gelmiş evde yan gelip yatan, çalışmayan yığınlar var bu toplumda. 20-25’li yaşlara kadar eli bir işe dokunmamış, eline bir alet almamış kendi masraflarını karşılamak için bile tek kuruş kazanmamış yığınlar. “Çocuğunuz ne yapıyor” sorusuna “okuyor ve tatillerde evde yatıyor” cevabı veren yığınlar, anne- babalar, nesillerine farkında olmadan ihanet ediyorlar. Geleceklerini kendilerinin inşa etmesi için fırsat vermeyen ebeveynler, nesillerine iyilik değil kötülük yapıyorlar. İşte bugün şikâyet ettiğimiz, toplumu bunlar oluşturuyor, bunlar gökten zembille inmedi biz ebeveynler yaptık.

Gelin geçmişe gidelim; 80li 90’lı yılarda çocuklar okul zamanı okula gider, tatil günlerinde mutlaka bir iş yapardı. Kırsalda olanlar çobanlık, tarım vb. alanlarda ailelerle beraber çalışırdı. Kentlerde yaşayanlar ya bir tamircide çırak, bir elektrik atölyesinde çırak, bir mobilya üretim atölyesinde çırak, bunları yapamayanlar ise ayakkabı boyar veya su, simit satardı. Bu yazdıklarım bugün 50’li yaşlarda olanların çocukluklarını gözlerinin önünden geçirmiştir, biraz maziye gitmiş olduk. Üniversite okuyanlarda böyleydi, tatillerde çalışır okul döneminde masraflarını kendisi karşılamaya çabalardı. Onarın yaşadığı zorluklar, onları inşa etti hem kendilerini yetiştirdiler hem hayatlarını inşa ettiler. Amma nesillerini aynı sıkıntıları çekmesinler diyerek heba ettiler. “Ben yaşamadım kızım yaşasın”, “ben yaşamadım oğlum yaşasın”, “ben zorluk çektim çocuğum çekmesin” anlayışı, nesillerine bedavacılığı ve ben merkezli bir nesil yetiştirdik. Üreten yok, usta yok, meslek yok, elindeki tek meziyet oturup babasının ölümünden sonra kendisine miras olarak ne kalacak onu hesaplıyorlar. Babam hem bizi yetiştirdi hem bunları yaptı, ben bunlara daha ne katarım, nasıl babamı geçerim hesabı yapan pek bulunmaz.

İşte bugün evinde oturup Suriyelilere kızanlar, Afganlılara kızanlar, milliyetçilik ırkçılık yapanlar işte bunlar. “Onlar çalışıyor biz çalışamıyoruz, onlar bizden alıp ülkelerine götürüyorlar diyenler” işte tamda bunlar, bu bedava hayat yaşayanlar. Oysa bu üretim bantlarında katılsalardı, meslek edinselerdi, yabancılar değil bu üretimleri onlar yürütüyor olacaktı.

Dikkat edin imkân bulan hemen yurt dışına gitmeyi planlıyor. Daha çok kazanacağını düşünerek böyle düşünüyor. Amma şunu hiç düşünmüyor; benim ülkemden daha çok para verip beni çalıştırmak isteyen ülkeler çalıştıracak insan bulamıyor, ondan beni istiyor. Yani geçmişte bugün benim yaptığımı onlar yıllar önce yapmışlar, evlenmemiş, çocuk yapmamış, yıllarca benim gibi bekâr yaşamışlar, yapanlarda ancak 1-2 çocuk yapmış işte düştüğü durum ortada, beni bizim toplumdan çalışacak insan topluyorlar.

Amerika’da ücretsiz üniversite yok, devlet okuyacak öğrenciye kredi veriyor, mezun olan öğrenci diyelim doktor oldu. Mezun olduktan sonra devlete olan borcunu ödemek için yılarca devlete çalışmak zorunda kalıyor. Diplomayı alıp ülkeyi terk eden pek yoktur o toplumda.

Bizim sistem yâda devlet, bedava okutuyor, hatta karşılıksız para veriyor, çalışmaya ihtiyaç duymadan okuyor mezun oluyor. Üretim bantlarında yer almadan diplomayı alıyor ve elin yurt dışı kendi ülkesinde doktor bulunamıyor. Oysa onu okutan, o paraları ona veren devlet o ülkenin halkından topladığı vergilerle veriyor, bu aslında borç olmalı, adı borç değilse bile bu halka topluma borcu var önce onu ödemeli. Bedava okuyan öğrenci, bedava kazanç peşine düşüyor, şirket kuruyor, vatandaşı dolandırıyor. Banka kuruyor vatandaşı dolandırıyor, saadet zinciri kuruyor vatandaşı dolandırıyor. Bu toplum tarihinde hiç bu kadar üçkâğıtçı dolandırıcı olduğu vaki olmamıştır. Bugün 50’li yaşlarda ve daha üstü yaşlarda olanlar, üretim bantlarında çalıştılar, okuyan-okumayan baba, oğul, çoluk, çocuk hep beraber çalışır ne varsa beraber yaparlardı. Bu nesil evlendikten sonra kendi hayatını kurar aileyle kazandığını aileye, anne babaya bırakır kendi hayatını inşa ederdi. Hatta aileye destek olmaya devam ederlerdi, anne baba yaşlanınca evlerinde veya yanlarına alıp bakarlardı. Çünkü beraber emek vermişler, anne-babalık dışında birde emek beraberliği vardı.

Bugün bedava yaşayan nesiller bedava hayat peşinde koşuyorlar. Daha az çalışıp daha çok kazanmak derdindeler. Kimi babalarının malının üstüne konmuş onlara bakmıyor, kimileri kendilerinden önce büyüklerinin yapıp ettiklerinin üzerine konuyor, kendisi bende bir şey yapayım demiyor. İşte bu nesilleri bizler yaptık, bedava hayat yaşamaya alıştırdık.  Tüik’in istatistiklerine göre Türkiye de son 10 yılda yalnız yaşayanların sayısı % 77,2 artmış. Bu bize nereye gittiğimize nereye, doğru savrulduğumuzu gösteriyor. Toplum olarak şu ayetin tehdidi, kapsamına girdiğimizi gösteriyor “……Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara “öf!” bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle.” (İsra, 23)

19 yaşında İstanbul’u feth eden Fatih’i anlatır, 30’lu yaşlara gelmiş eline iş değmemiş, değenler olsa da kendi masrafını bile karşılayamamış nesiller. Hz Peygamber’in nasıl zengin iken, dağıtıp fakir olduğunu anlamazlar. Hz. Peygamber’in “şu vadi hoşuna mı gitti” diyerek sorduğu kişinin “evet” cevabına “vadi ve içindekiler senindir”, anlayışını anlamazlar. Hz. Ebu Bekir’e “evine ne bıraktın” diye soran Hz. Peygamber’e “Allah ve resulünü” sözünü anlayamazlar. Çünkü bunları bu çocuklara anlatanlar, anlattıklarını kendiler yapmıyor ki karşısındaki çocuk da, bunları kendisine anlatana benziyor doğal olarak. Bütün bunları artık toplum ve özellikle Müslümanlar olarak düşünüp öze dönmeye başlamalıyız. Artık şunu düşünmek zorundayız; bir efendi bile görevini yapmayan köleye yemek vermiyorsa. Birileri, size karşılıksız, bedava 25 yılınızı çalıyorsa, bunun bir nedeni vardır. Bu nedeni bu toplumun Müslümanları bugün düştükleri durumun nedeni olduğunu iyi hesaplamalılar. Toplumun çoğunluğunu Müslüman olduğunu söyleyenler oluşturur. Müslümanların, çocukları eğitmek için en pahalı okulları oluşturdukları bizim halimize bir örnek olarak karşımızda duruyor. Bunun tersi olmak zorunda değil miydi? Namaz, oruç, zekât vb. ibadetler kadar bu nesilleri yetiştirmek de ibadet değil midir? Şahsen ibadetten daha ileri olduğunu düşünüyorum, çünkü ibadet edecek nesli yetiştiren okullar ibadetten önce gelir. Allah bu toplumun Müslümanlarına feraset, basiret versin, Rabbim bizlere rahmet eylesin. Âmin.

Yorum yapın

(*) ile işaretlenmiş zorunlu alanların tümünü doldurduğunuzdan emin olun. HTML kodları kullanılamaz.