Kurban…
İnsanlık tarihi kadar eski bir teslimiyet çağrısı…
Hz. Âdem’in çocuklarından beri süregelen bir sadakat imtihanı…
Fakat bugün kurbanı gerçekten anlayabiliyor muyuz?
Kurban denildiğinde çoğumuzun zihninde sadece bir hayvan kesimi canlanıyor. Oysa Kur’an’ın anlattığı kurban bundan çok daha derin bir hakikattir. Kurban; insanın Rabbine olan bağlılığını ispat etmesi, Allah için en kıymetlisinden vazgeçebilmesidir.
Bu yüzden kurbanı anlamak için önce Hz. İbrahim’i anlamak gerekir.
Hz. İbrahim bir rüya gördü…
Rüyasında en değerli varlığı olan oğlu İsmail’i Allah yolunda kurban ediyordu.
Düşünün…
Yıllarca evlat hasreti çekmiş yaşlı bir baba…
Ve sonunda kavuştuğu evladını Rabbine teslim etmeye hazırlanıyor…
İşte kurban budur.
Çünkü Rabbine sunacağın şey, senin için gerçekten kıymetli olmalıdır.
Hz. İbrahim tereddüt etmedi. Çünkü o, Rabbine güveniyordu. Nemrud’un ateşinden kendisini kurtaran Allah’ın burada da rahmetiyle yetişeceğini biliyordu.
Hz. İsmail ise teslimiyetin en güzel örneğini verdi:
“Babacığım! Emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın.”
Tam bıçak boynuna dayanmışken ilahî rahmet yetişti. Allah, Hz. İbrahim’in sadakatini kabul etti ve İsmail’in yerine bir kurban gönderdi.
Buradaki asıl mesaj bir hayvan kesmek değil; Allah için en sevdiğinden vazgeçebilmektir.
Bugün herkesin bir İsmail’i vardır.
Kimimizin parası…
Kimimizin makamı…
Kimimizin ticareti…
Kimimizin itibarı…
Kimimizin nefsi…
Kimimizin tutkuları…
İnsan bazen en çok sevdiği şeyi farkında olmadan ilahlaştırır. Kurban ise o bağı Allah için kesebilmektir.
Ne yazık ki bugün kurban ibadeti çoğu zaman asli ruhundan uzaklaştırılmış durumda. Teslimiyetin yerini organizasyonlar, pazarlıklar ve gösteriş aldı.
Kurban artık çoğu zaman:
Kaç kilo et çıkacağı,
Hangi hisseden ne kadar düşeceği,
Nerede daha ucuz olduğu üzerinden konuşuluyor.
Oysa Kur’an bize şunu hatırlatır:
“Onların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır. Allah’a ulaşacak olan sadece sizin takvanızdır.”
Asıl mesele budur:
Allah için neyi feda edebiliyorsun?
Kurban sadece bıçakla kesilen hayvan değildir.
Kurban;
Nefsi kesmektir.
Hırsı kesmektir.
Menfaati kesmektir.
Dünyaya bağımlılığı kesmektir.
Bugün Müslümanların en büyük problemlerinden biri, İbrahim’in ruhunu kaybedip sadece şekli korumalarıdır.
Kâbe’yi ziyaret ediyoruz ama İbrahim’in teslimiyetini yaşayamıyoruz.
“Allah en büyüktür” diyoruz ama hayatımızda en büyük yeri çoğu zaman para, makam ve çıkar alıyor.
Eğer Allah gerçekten en büyükse;
O halde neden menfaatlerimiz uğruna doğruları terk ediyoruz?
Neden makamdan vazgeçemiyoruz?
Neden dünyalıklarımızı dinimizin önüne koyuyoruz?
Çünkü modern insanın İsmail’i değişti.
Bugün de insanlar;
Paraya,
Makama,
Şöhrete,
Sisteme,
Güce teslim olabiliyor.
Kurban ise bütün bu sahte ilahları Allah için terk edebilmektir.
Sadece bıçakla yapılan kurbanlar yoktur…
Bir de farkına varmadan kurban ettiklerimiz vardır.
Sisteme kurban edilen çocuklarımız…
Diplomalara kurban edilen gençlik yıllarımız…
Özgürlük adına dağılan ailelerimiz…
Siyasete kurban edilen cemaatlerimiz…
Paraya feda edilen ahlakımız…
Çıkarlara teslim edilen adaletimiz…
Kapitalizmin öğüttüğü insanlığımız…
Ve dünyanın gözü önünde kurban edilen mazlum coğrafyalar…
Bugün Gazze’de sadece insanlar değil, insanlığın vicdanı da sınanıyor.
Bu yüzden kurban keselim evet…
Ama kurbanlarımızı sadece sofralara mahkûm etmeyelim.
Kurbanın ruhunu yeniden hatırlayalım.
Çünkü kurban;
Et dağıtmak kadar,
Merhameti çoğaltmaktır.
Paylaşmayı büyütmektir.
Nefsi terbiye etmektir.
Allah’a teslim olabilmektir.
Hz. İbrahim’in bize bıraktığı en büyük miras şudur:
Allah’tan başka hiçbir şeye teslim olmamak…
Bugün yeniden ihtiyaç duyduğumuz şey de budur:
İbrahimce bir teslimiyet,
İsmailce bir sadakat ve kurbanın hakiki ruhunu yeniden diriltmek…
Allah bizlere;
Hz. İbrahim gibi teslim olmayı,
Hz. İsmail gibi sadakat göstermeyi ve kurbanın gerçek manasını yaşayabilmeyi nasip etsin.
Âmin.