Hasan Taştekin

Hasan Taştekin

HER MÜSLÜMANIN GÖREVİ: ÜMMETİN VAHDETİ İÇİN ÇALIŞMAK

Bir cemaatiniz var ise, bir hareketin içerisindeyseniz ve büyük bir hedefiniz bulunuyorsa size durmak, duraksamak ya da geri adım atmak yakışmaz. Siz, herkes dursa, bu yoldan geri dönse ve tek başına kalsanız dahi hedefinize doğru ve kararlı adımlarla, azmederek yürümeniz gerekir. Hiçbir kınayanın kınaması sizi yolunuzdan alıkoymamalı. Siz görevinizi yapmalısınız. Sonuç; Allah’a aittir. Tabii ki bu görevi yaparken plansız, programsız, rastgele bir yol takip etmek yerine “Allah’ın hükümlerini yeryüzüne hakim kılmak” için uygulanabilir, yere sağlam basan plan ve programlar yapmalı ve bunu yaparken de içinde bulunduğunuz toplumun ve size destek veren Müslümanların konum ve durumlarını, acil ve acil olmayan ihtiyaçlarını iyice tahlil etmeniz gerekir.           

Bu plan ve projelerde dikkat edilmesi gereken önemli bir hususta “Yapıcı ve birleştirici” olmasıdır. Müslümanları bölecek, parçalayacak veya birbirine düşürecek her türlü söylem ve eylem İslami hareket açısından uygun değildir. Kucaklayıcı olmak zorundayız. Birlikte hareket edeceğimiz insanlarla en azından ana esaslarda mutabık olmalı, ikinci derecedeki hususlarda birbirimizi hoş görecek bir olgunluğu yakalayabilmeliyiz. Bu bize güç ve zaman kazandıracaktır. Böylece Müslümanlar aynı hedefe doğru birlikte salih ameller oluşturacak ve bunu toplumda ve hatta dünyada yankı bulacak şekilde güçlü yapacaklardır. Böyle bir amel ve pratiğin oluşması ise inanıyorum ki İslam devleti ve İslam adaleti bekleyen gönüllere huzur verecek ve Müslümanlar yarınlara daha olumlu bakacaklardır.

Değerli kardeşlerim! Her Tevhidi cemaat veya dernek, vakıf kendi başına olumlu özellikleri olsa da asıl hedefe varılması açısından eksik kalacaktır. Büyük İslam cemaatinin oluşması tüm Tevhidi cemaatlerin ortak hedefte birleşmesi, güçlerini, maddi ve manevi tüm imkanlarını birleştirmesi, birbirlerini sevmesi ve güvenmesi ile olacaktır. Bunun için gayret etmek tüm Müslümanların görevidir.

Son yıllarda özellikle 15 temmuz darbesi ve onunla ilgili gelişmeler Türkiye’de hiç olmadığı kadar milliyetçiliği (kavmiyetçiliği) güçlendirmiştir. Bununla birlikte iktidarı elinde tutanların demokrasi ile alakalı söylem ve tutumları da halkın Tevhide ulaşmasının önünde ciddi bir engel olmuştur. Halka, İslam’ın kabul etmeyeceği beşeri bir düzen olan demokrasi eli abdestli yöneticiler tarafından benimsetilmiştir. Hatta bu şekilde sadece halkın değil Tevhidi camiaların içinde bile birçok muvahhid Müslümanın ayağı kayabilmiştir. Böylece sonuçları itibariyle oldukça vahim bir tablo ortaya çıkmıştır.

Yukarıda anlatılan ve süreç içerisinde ortaya çıkan bu tablo, halka Tevhidi anlatmaya, onları Nebevi hareket metoduna çağırmaya çalışan muvahhid Müslümanları zor duruma düşürmüştür. Bir yanda haksız tekfir kılıcına sarılarak kendinden başkasını Müslüman görmeyenler,  diğer tarafta haksız teslimi şiar edinerek herkesi Müslüman görenler. Terazi bir türlü dengeye getirilememiştir. Bunun sonucunda da son 15 yılda Tevhidi camia’da şiddetli bir kan kaybı yaşanmıştır.

Bu durumun elbette birçok sebebi vardır. Ancak benim nacizane gördüğüm en önemli sebeplerden bir tanesi “ Müslüman cemaatlerin birlikte hareket edememeleri ve sadece kendi bünyelerinde kalmalarıdır.” Şu an içinde bulunduğumuz durum bu düşüncemi kuvvetlendirmektedir.

Bu nedenle acilen Tevhidi camianın önde gelen Hocaları, Alimleri, Kanaat Önderleri, Düşünürleri, Yazarları bu duruma yönelik çözümler bularak ortaya koymalıdırlar. Laf değil amel üretmelidirler. Yoksa Allah’ın huzurunda büyük bir pişmanlık duyma ihtimalleri bulunmaktadır. Yine bu çözüm sadece yazmış olduğum kişilerle sınırlı kalmamaktadır. Her Müslümanın, ümmetin bu durumuyla alakalı düşünmesi ve ortaya bir çözüm koyması gerekmektedir.

İşte tam da konunun burasında şunu belirtmek istiyorum. Her Müslüman diğer Müslümanlarla özellikle kardeşlik ve vahdet konularında iletişime geçmeli, bir araya gelmeli ve tanışmalı. Bu çabaların sonucunda ise Müslümanlar birbirlerini sevmeli ve güvenmeli. Sanal ortamlar hayatın içine taşınmalı. İnanıyorum ki böyle pratikler Allah’ın hükümlerinin hakim olacağı ve Müslümanların vahdet olacağı günlerin gelmesini hızlandıracaktır.

Hepimizin isteği, özlemi bu yöndedir. Hepimiz içinde bulunduğumuz dünyada beşeri düşüncelerin hakimiyetini istemiyoruz. Hepimiz gerçek adaletin ancak Allah’ın şeriatiyle olacağını ve başsız kalan Müslümanların, önlerinde onları birleştirecek, Kur’an ve sünnetle hükmedecek bir halife istiyoruz. Öyleyse daha çok çalışmalıyız. Oturmaya, durmaya, boş işlerle uğraşmaya hakkımız yok. Haydi Müslümanlar Allah için, İslam için, mazlum Ümmet için nefsi ve hevai düşüncelerimizden vazgeçelim. Kardeşlik ve vahdet için uzatalım ellerimizi…

  Selam ve dua ile…

Ramazan ayı nice hayırların gökten üzerimize yağdığı, nice güzelliklerin doyasıya bizi sardığı cennet kokulu günlerdir. Bize tam bir ay boyunca tevbe ile günahlarımızdan arınma, tefekkür ile hakkı bulma, zikir ile Allah’a yaklaşma, gözyaşı ile huşu ve takva’ya varma fırsatını veren mübarek bir aydır. Ramazanı anlamak için aslında hakkıyla yaşamak gerekir. Hakkıyla yaşanmadan anlatılan Ramazan hakkındaki sözler hep eksiktir.

Bir rüzgardır, Ramazan. Ilık ılık esen ve kendisini tutanı selamet yurdunun kıyısına götüren bir rüzgar… Bir rehberdir, Ramazan. Onun kılavuzluğuna sığınanları Rabbine doğru giden yola ulaştıran bir rehber…

Ahmed hocamın deyişiyle bir doktordur, Ramazan. Ruhumuzda ve bedenimizde ne kadar hastalık varsa teşhisini de tedavisini de bize gösteren, bize reçete yazan, ilacını içinde taşıyan ve hastalıklarımıza şifa vesilesi olan bir doktor.

Ramazan dediğimizde söyleyecek o kadar söz gelir ki dilimize… Ama önemli olan en doğru şekilde tarif edebilmek ki ben acizim bu konu da. İşte Rabbimiz anlatıyor, Ramazanı:

“O (sayılı günler), doğruyu eğriden ayırma, gidilecek yolu bulma konusunda açıklamalar ve insanlara rehber olarak Kur’an’ın indirildiği ramazan ayıdır. Artık içinizden kim bu aya yetişirse onu oruçlu geçirsin…” (Bakara,185)

Ve Allah’ın Rasulü buyurdular ki:                                                                                                

"Kim, faziletine inanarak ve karşılığını Allah'tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır." (Buhârî, Îmân 28, Savm 6)

Gecesi ile gündüzü ile, iftarı ile sahuru ile bambaşka bir iklimdir, Ramazan. Manevi atmosferi oldukça yüksek olan Ramazan ayının her gününü ayrı ayrı güzellikler süslemektedir. Hele hele son on gün. Yani İtikaf günleri ve onun içinde bulunan ve tekli gecelerde aradığımız kadir gecesi. Maneviyatın zirveye ulaştığı, Rabbimizin merhametinin ve affının coştuğu, rahmetin sağanak sağanak mü’minlerin üzerine yağdığı çok özel ve eşsiz anlardır. Bu anları kaçırmamak, hayatımızda bir defa da olsa yakalamak lazım. Belki bu sene benim hayatımın son Ramazanıdır, diye düşünmeli ve gücümüz nispetinde ibadetlerle Rabbimize kendimizi affettirmek için gayret göstermeliyiz. Bakın geçen sene Ramazanı gören yüzbinlerce insan bu sene yaşamıyor. Bu Ramazanda içimizden belki yüzbinlerce Müslümanın son Ramazanı. Bu bilinçle önümüzdeki mübarek ayı en iyi şekilde değerlendirmeliyiz.

Değerli kardeşlerim şunu da unutmamak gerekiyor ki Ramazanı Ramazan yapan, İndiği geceyi kadir gecesi yapan Kur’an’ı hakim’dir. Bu yüce kitabın bu ay ve bu gece içerisinde inmesidir. Kur’an nereye indiyse orayı kıymetlendiren bir kitaptır. Ramazan ayında indi ve onu on iki ayın sultanı yaptı. Normal bir gecede indi ve o geceyi 30 bin geceden daha üstün kıldı. Çünkü bu kitap hakla batılı ayırd eden, alemlerin rabbi Allah’ın kendi sözlerinden oluşan bir hitab’tır. Bu hitab bir Mü’minin kalbine inse onu da bu hitabın inmediği otuzbin kişiden üstün eyler. O nedenle bu mübarek ayda yapacağımız en değerli iş Kur’an’ı okuyarak, anlamaya çalışmak ve anladıklarımızı hayatımızın içerisinde pratiğe dönüştürmek. Eğer bu olursa inanın Ramazanınız gerçekten mübarek olmuştur.

İçerisinde Kur’an okumak, infak ve zekat vermek, farz namazları daha huşu ile ihya etmek ve ayrıca nafile namazlar kılıp alışkanlığa dönüştürmek, sabretmek, şükretmek, hamdetmek, bol bol dua, niyaz, tevbe, tevekkül, Allah’ı zikretmek, itikaf yapmak, Allah için yalnız midemize değil, ağzımıza, gözümüze ve tüm bedenimize de oruç tutturmak ve daha birçok güzel ibadetin var olduğu ve her bir sevaba Ramazan ayına mahsus taltiflerin yapıldığı bu zaman dilimlerini ve bu muhteşem fırsatları kaçırmamak lazım.

Şunu da unutmamak gerekir ki bu Ramazan günlerinin yukarıda ifade ettiğimiz manevi havasını ve olacak etkilerini gideren, yok eden ve kişiyi bu güzelliklerden uzaklaştırıp mahrum bırakan düşünce ve yaşayış şekilleri vardır. Özellikle bu ayı ibadet ayından çok eğlence ayına çevirme gayretleri ne yazık ki Müslümanları esas amaçlarından saptırmakta büyük başarı elde ediyor. Ramazanı ibadetle, tefekkürle, Allah’ı zikirle ihya etmesi gereken Müslümanlar, mükellef ve israf dolu iftar ve sahur sofraları kurmaya, cami cami, türbe türbe gezmeye, televizyon başında eğlence, siyaset ve futbol programları izlemeye, kendisine faydası olmayacak şeylerle uğraşmaya çalışıyor veya yönlendiriliyor. Böylece insanımız için Ramazan bomboş gelip bomboş geçmiş oluyor ve sonundaki bayram ise anlam ve mahiyetini yitirip şeker bayramına dönüşmüş oluyor. Şunu idrak etmeliyiz ki bu hayata bir defa geldik ve öleceğiz. Öldükten sonra ise dünyaya geri dönüş imkanımız olmayacak. Şu kısacık dünyada Allah’ın rızasını kazanarak ebedi olan cennete gitmek için yaşıyoruz. O halde akıllı kişi bu kısa zaman dilimini en güzel şekilde değerlendirir. İşte Ramazan bunun için olmazsa olmaz bir zamandır. Her türlü kötü alışkanlığı terkedebilmemiz için manen eğitilebileceğimiz arınma günleridir. Kötülerden ve kötülüklerden uzak durmak, kötü alışkanlıklarımızı düzeltmek için harika bir fırsat ayıdır, Ramazan.

Bu güzel ayı fırsat bilip Müslümanlarla bir araya gelinmeli ve sevgi dolu bir şekilde kucaklaşılmalı. Varsa küslükler, kırgınlıklar unutulmalı. İman bağıyla Rabbine sımsıkı bağlanan ve kardeşlik bilinciyle Mü’minlere elini ve kalbini uzatan, İslam davasının bir neferi olma sevdasıyla yanıp tutuşan gönüller için Ramazan çok kıymetlidir. Her anı her saati bir hazine mesabesindedir. Bir gönül almak, bir yetimin başını okşamak, bir çaresize yardımcı olmak, bir kimsesizi ziyaret etmek vs. Kur’an ve sünnetten daha nice güzel ameller öğreniyoruz. Bu ameller bizi cennete taşıyacak köprülerdir. Hele bir de Ramazan’da ifâ edersek…

Değerli kardeşlerim Ramazan ayrıca hakla batılın ayrıldığı zaman dilimleridir. Rabbimizden feraset ve basiret sahibi olmayı dilemeliyiz. Çünkü ancak feraset ve basiret sahibi olanlar hakla batılı ayırtedebilirler. Bazı insanlar göreceksiniz. Onbir ay İslam’a ve Müslümanlara demediğini bırakmayıp, kin kusarlar. Her türlü hakareti yaparlar. Ama Ramazan geldiğinde sanki o İslam’a düşman olanlar gitmiş yerlerine dört dörtlük Müslüman insanlar gelmiş. Bir de iftar ve sahur yapıp sosyal medyada paylaşırlar. Paralarını göstere göstere halka dağıtırlar. Bunlar hep menfaatleri içindir. Bu tip insanlara kanmamak ve onlarla Allah yolunda mücadele etmek gerekir. Müslümana düşen böyle sahtekar din düşmanlarını ifşa etmektir. Plan ve tuzaklarını ortaya çıkarmaktır.

Bu vesileyle şunu da yazmak istiyorum. Müslümanın bir penceresi vardır. Kur’an ve sünnet penceresi. Her türlü olaya ve meseleye bu pencereden bakar. “Bence” lerden daha çok “Allah ve Rasul’üne göre” ifadeleri olmalıdır hayatının merkezinde… O Allah için yaşar, Allah için sever, Allah için buğzeder ve Allah için ölür. İbadetleri ve kurbanı Allah içindir. Hayatının merkezinde Allah vardır, Kur’an vardır, Peygamberimiz ve sünneti vardır. Müslüman için bu anlamda yukarıda saydığımız vasıfları güçlendirme ve daha kaliteli hale getirme ayıdır Ramazan.

Değerli kardeşlerim eğer öncelikle Kur’an’ı metni ve mealiyle bir defa okumalı ve anlamaya çalışmalıyız. Unutmayalım ki anlamadığımız bir kitabın bize faydası olmaz. Kur’an’ı metninden okuyamıyorsak eğer hemen bu ayı vesile edinerek “elif ba” derslerine başlamalıyız. Bir ay bize çokça yetecek bir zamandır. Eğer Kur’an’ı okuyabiliyor ise ayrıca ezberimizi arttırabiliriz. Ayet ve sureleri ezberleyip namazlarımızda okuyabilir ve bu şekilde Kur’an’la ilişkimizi daha da güçlendirebiliriz. Meal okurken anlamadığımız yerleri tefsirlere bakabilir, yine anlayamazsak Kur’an’ı iyi bildiğini düşündüğümüz bir hoca veya alime sorarak öğrenebiliriz. Kur’an’la alakalı bol bol vaaz ve sohbetler dinleyebilir, kitaplar okuyabiliriz.

Bu güzel ayın nimetlerinden yalnızca kendimiz değil eşimizin, çocuğumuzun ve yakın akrabalarımızın da faydalanması için çemberi geniş tutarak hep birlikte istifade edecek manevi ortamlar oluşturabiliriz veya oluşturmalıyız. Özellikle çocuklarımıza bu ayla, oruçla ve Kur’an’la alakalı bilinç vermeliyiz. Allah ve rasulünü o küçük gönüllere yerleştirmek için bulunmaz bir vesiledir, Ramazan. Eşlerimizle birlikte ders ve istişareler yapabilmeli, İslam’ın o engin güzelliğini aile ocağımızda derinden yaşayabilmeliyiz. Akraba ve komşularımıza öğrendiğimiz İslamı anlatabilmek içinde Ramazan ayını değerlendirebilmeliyiz. Kısacası Ramazan ayı durma, duraklama veya oturma ayından çıkıp Allah yolunda koşma, koşuşturma ayı olmalıdır.

Ramazanın bir yönü de maddi olan kısmıdır. Zekat, sadaka, fitre ve fidye konularında da hassas olmalıyız. Bilmeliyiz ki biz Allah için verdikçe, biz deki azalmaz, aksine çoğalır. Rabbim bire en az on verir. Bu büyük nimetleri kaçırmayalım inşaallah.

Değerli kardeşlerim! Rabbim bu Ramazan ayını tüm ümmeti muhammed için hayırlara vesile eylesin. İçinde bulunduğumuz içler acısı ağlanacak halden kurtulmayı bizlere nasip eylesin. Yeryüzünün halifesi olarak yeryüzünü imar etme ve orada Allah’ın hükümlerini hakim kılma görevimizin olduğunu hatırlamalıyız. İşte bu görevi yerine getirmek için kaliteli bir imana, salih amellere, hakkı ve sabrı birbirimize tavsiye etmeye Ramazan ayını vesile kılmalı ve planlarımızı buna göre yapmalıyız. Ramazanımız mübarek olsun. Bayramımız cennet olsun. Selam ve dua ile!

İSLAM EKSİKSİZ BİR DİN'DİR! EKSİK OLAN BİZİZ!

وَيَوْمَ نَبْعَثُ ف۪ي كُلِّ اُمَّةٍ شَه۪يدًا عَلَيْهِمْ مِنْ اَنْفُسِهِمْ وَجِئْنَا بِكَ شَه۪يدًا عَلٰى هٰٓؤُ۬لَٓاءِۜ وَنَزَّلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ تِبْيَانًا لِكُلِّ شَيْءٍ وَهُدًى وَرَحْمَةً وَبُشْرٰى لِلْمُسْلِم۪ينَ۟

“Biz o gün, her ümmet içinde, kendilerinden kendi üzerlerine bir şahit göndereceğiz. Seni de onların üzerine şahit getireceğiz. Bu kitabı da, her şeyi açıklayan ve müslümanlara doğruyu gösteren bir rehber, bir rahmet kaynağı ve bir müjdeleyici olarak indirdik.”

İslam Allah (cc)’nun biz insanlara göndermiş olduğu o muhteşem hayat şeklinin adıdır.

Alak suresinin ilk ayetleriyle başlayıp, maide suresinin üçüncü ayetiyle sona eren ve hemen her ayetiyle hayata müdahil olan bir dinin adıdır, İslam!

Yalnız Mekke, Medine’de geçerli olmayıp kıyamet sabahına kadar tüm yeryüzünde hakim olması için gönderilen hükümler bütünüdür, İslam!

İslam teslim olmaktır, hakka ve hakikate…

İslam teslim olmaktır, Alemlerin terbiye edicisine…

İslam kul olmaktır, tek ilaha ve mutlak rabbe…

İslam barış demektir, İslam adalet demektir…

İslam karanlıklardan aydınlığa çıkışın adıdır…

İslam beşeri, insan yapan hükümlerin tamamıdır…

İnsan hayatının her safhasına ışık tutan, doğruyu hakkı gösteren, kulu rabbine götüren ilahi bir yoldur.

Değerli Müslümanlar!                                                                                                                                               İçerisinde yaşadığımız bu yüzyıl gerçekten çok karanlık ve acımasız. Bu çağda zulmün en koyusunu görüyoruz yeryüzünde. Rabbini unutan aciz insanlar, durmadan kan ve gözyaşı akıtıyorlar. Hak ve adalet namına ne varsa hiç edilen, insanlığın öldürüldüğü bir çağdayız!

Bugün İslam’ın ne hükümleri geçerli ne de bir devleti var kanatları altına sığınacağımız.

Bu nedenle kafirler karşısında hakimiyet kuramıyoruz. Bizi biz yapan, bizi yeryüzünün halifesi kılan Allah’ın hükümleriydi ama biz onlara da sırtımızı döndük. Elin yahudisini dost kabul ettik, Müslümanı öteledik. Bize kimse karışmasın dedik. Dostlarımız değişti, zevklerimiz değişti. Şimdi bu olumsuz dönüşün cezasını çekiyoruz. Düştüğümüz zillet hali bugün bizi öyle kuşatmış ki çırpındıkça daha da batıyoruz.

Oysa İslam dörtdörtlük bir dindir. HAYATIMIZIN HER ALANINI DEĞERLENDİRİR.

Aile hayatımızdan tutun iş hayatımıza; yeme içmeden tutun giyinmemize, gezmemize kadar; ilk nefesimizden son nefesimize kadar diyecek bir sözü vardır İslam’ın!

Yalnız bu din bütün olarak yaşanırsa etkili olur. Yani yalnızca evlerde ve vicdanlarda yaşanan İslam’ın yeryüzüne çok bir faydası olmayacaktır. Böyle bir din insanı da yüceltemez, toplumları aydınlığa çıkartamaz.

Tüm kurum ve kuruluşlarıyla yaşandığında ancak tüm insanlık huzur ve mutluluğu bulur.

Çünkü İslam’da;

*Allah’tan başkasına kulluk edilmez.

*Yuvaları yıkan içki haramdır.

*Faiz alınıp verilmez. Halk böyle sömürülmez.

*Hiçbir cana haksız yere kıyılmaz.

*Adalet herkez için aynıdır. Bir çobanla devlet başkanının adalet önünde farkı yoktur.

*Zina haramdır. Harama giden tüm yollar kapatılır.

*Yolsuzluk, dolandırıcılık ve hortumlama olmaz.

*İslam toplumunda açlar kalmaz, açıkta kimse olmaz. Çünkü İslam devleti tüm vatandaşlarını korur ve kollar.

*Zulüm olmaz ve zalime karşı durulur. O alaşağı edilir.

*Ahlaken zirvede olan bir toplumdur, İslam’ın yaşandığı toplum.

*Kimsesizlere, yetim ve öksüzlere, yaşlılara sahip çıkılır, İslam toplumunda.

İşte A’dan Z’ye eksiksiz bir dindir, İslam. Hayatın her alanına hükümleri vardır.

Çünkü Allah kullarını en iyi bilendir. Neye ihtiyacımızın olduğunu en iyi bilendir, Rabbimiz. Bu nedenle O, insanın en güzel yaşaması için gerekli olan ortamı yaratmış ve gerekli hükümleri va’z etmiştir.

Evet insan bu hükümlere göre hayatını şekillendirirse mutlu ve huzurlu olacaktır. Bu nedenle diyoruz ki İslam dini eksiksizdir. Ama bir hata bir kusur bir yanlışlık varsa bu bizden kaynaklanmaktadır. İnsanın olduğu yerde hata olmaması mümkün değildir. Bizim hatalarımız İslam’ı bağlamaz.

Ateistler, deistler ve kemalistler bas bas bağırıp yaşanan tüm olumsuz olayda sürekli gündem yaparak İslam’a ve Müslümanlara saldırırlar. Allaha, peygambere ve eksiksiz olan İslam’a iftiralar atarlar. Onlar bu dini eksik görür ve Rabbimizin hükümlerini de kabul etmezler.

Bakın içinde bulunduğumuz bu toplumda zulümler artmışsa, haksızlıklar artmışsa, fuhşiyat artmışsa bunu hemen dine fatura edenler şunu iyi bilmelidir ki bu toplumu, bu insanları İslam yetiştirmedi. Üç yaşındaki bebeğe de yetmiş yaşındaki nineye de tecavüz eden genci, sabah akşam içki içip toplumda fesat çıkartan tipleri İslam yetiştirmedi. Bu toplumu bu hale getiren dolandırıcıları, para baronlarını, milletin hakkını hortumlayan hırsızları, arsızları ve yalancıları İslam yetiştirmedi. Eğer bir suçlu aranacaksa o kesinlikle İslam’ın kendisi veya KUR’AN veya Peygamber değildir. Adaleti emreden bir dinin hakim olduğu toplumda bu tür ahlaksızlar olmaz. Yukarıdan beri bahsettiğim tüm günahlar İslam’ın değil bu Kemalist sistemin ürünüdür. Bu insanları bu sistem yetiştirdi. Hesap soracaksanız eğer bu sistemden ve ayyaş kurucusundan sorun…

Bir annenin oğluna son defa sarılışı, bir şehid eşinin kocasına son bakışı ve el işaretiyle “Seni seviyorum” deyişi, idama yürüyen kocasına o hapisteyken doğan çocuğunun ilk dişinin çıktığını işaret yoluyla anlatmaya çalışan bir bayan, şehid olmuş oğlunun başında “Elhamdulillah, Elhamdulillah” diyen ciğeri yanmış bir anne…

İdama yürüyen gençlerden bir tanesinin konuşmasını dinledim. “Sizinle hesaplaşacağız mahşerde!” diyordu onurlu bir duruşla. Yine bir başkası “Siz dünyayı istiyorsunuz, biz ahireti” diye haykırıyordu imanın doruklarında. Ya okuduğu neşidle karşısındaki zalimlere Allah’ı ve ölümü hatırlatan genç! Ölüme gülerek gidenler! Dünyadan Allah için seve seve vazgeçenler! Ve onların bu mücadelesinin yanında biz…

Allah’a iman etmiş, zalime boyun eğmemiş, tekbir sesleriyle idama yürüyen gençlerdi onlar. Bir ses bıraktılar, bir çığlık. Güçlerinin yettiği, ellerinden gelen buydu. Kimi aylarca elektrik şokuna maruz kalmış, kimi bilincini işkencede kaybetmiş, kimi defalarca tecavüze uğramış…

Evet kardeşlerim! Bu insanlar masum. Tek suçları zamanın firavununa, zamanın zalim diktatörüne Müslümanca karşı durmak… İmanları, onurları ve vicdanları tertemiz. Rabbim inşaallah şehadetlerini kabul eder ve onlardan razı olur.

Mısır’da olan bu zulümlere bir dur diyemeyen, Suriye’de yedibin kadının hapiste olmasına ses çıkaramayan, Suud’da, Türkiye’de ve daha bir çok yerde Alimlerin, Hocaların ve Müslümanların haksız yere zindanlara atılmasına tavır alamayan İslam alemi belki de tarihinin en kara, en iğrenç günlerini yaşıyor. Yeni Zelanda’da camilerimiz basılıyor,       Müslümanlar katliama uğratılıyor dünya Müslümanları olarak seyrediyoruz. Yeni Zelanda başbakanı kadar bile olamıyoruz. O, bölgeye gidiyor, hadis okuyor, yanınızdayız mesajı veriyor. O, Müslümanların yanında iken biz dünya Müslümanları nerelerdeyiz?

Dünyada Müslümanlara yapılan hangi zulme karşı çıkacağız? Nasıl böylesine korkaklaştık? Nasıl böylesine aciz düştük? Zira tarağın dişleri gibi olmamız gerekirken ortada ne tarak kaldı ve ne de dişleri…

Ceviz kabuğunu bile doldurmayacak meseleleri gündem yapıp birbirine düşen, Dünyevî makam ve mevkî kaygılarıyla hak ve hakikatten sapan, Her türlü zulme ve zalime karşı vicdanını bastırıp susan, adaleti ve mutluluğu başka sistemlerde başka kanunlarda arayan, Dünyanın dört bir köşesinde zulme uğrayan Müslümanların feryatlarını duymayan, görmeyen, üç maymunu oynayan, Gündelik işlerini öncelikleyip zevklerinden vazgeçmeyen, merhameti, vefayı, kardeşliği unutan ve herşeyden önce Kur’an’ı mehcur bırakan bir topluluk haline nasıl geldik? Bu koca ümmet bu hale nasıl düştü?

Kendi menfaatlerimiz, İslam’ın izzetinin önüne geçti. Ve böylece ne izzet kaldı Müslümanlar da ne de şeref. Her tecavüz edilen bacımızla, her zulme uğrayan kardeşimizle, her açlık ve işkenceyle ölen çocuğumuzla biraz daha ateşe yaklaştık. Hatırlayın ne diyordu o suriyeli çocuk?

Sizi Allah’a şikayet edeceğim.”

Yüreklerimizi parça parça etmiyorsa bu söz, gözlerimizden yaşlar akıtmıyorsa ve bizi hala harekete geçirmiyorsa ne hakiki bir iman’dan, ne kuvvetli bir İslam’dan ve ne de temiz bir vicdan’dan söz edebiliriz.

Evet kardeşlerim! Tüm bu yazdıklarım bizi umutsuzluğa götürmemeli, şevkimizi kırmamalı. Tam aksine yeniden hareketlenmeliyiz ve İslam davasına katkıda bulunmalıyız. Tüm ümmet olarak özeleştiri yapıp eksiklerimizi, hatalarımızı tesbit etmeli, acilen bu sorunların çözümüne odaklanmalıyız. Tüm imkânlarımızla nefsimizde ve çevremizde tevhidi hakim kılabilmek, ayaklı Kur’an olabilmek, doğru bir sünnet anlayışına kavuşabilmek için gayret göstermeli, fedakarlıklarda bulunabilmeliyiz. Nerede Müslüman varsa kardeşimiz olarak görmeli ve sevmeliyiz. İslam kardeşliğini yeniden ümmetin gündemine taşımalıyız. İslam’ın izzetini Müslümanların menfaatlerinin  üstünde görmeliyiz. Kâfir, zalim ve tağutlara karşı ümmet olarak elimizden, dilimizden, kalemimizden  vs. ne geliyorsa hep birlikte yapmalıyız. Eğer bizler bugün harekete geçmez isek yarın bizlerde kalmayacağız.

Son söz olarak Rabbim bizim ve ümmetimizin basiretini açsın. Feraset versin.

Ve bizleri hakkıyla iman eden, cihad eden, zulme karşı duran, izzet ve şeref sahibi müminlerden  eylesin. Amin!

                Değerli Kardeşlerim! Bu makalem üç kısımdan oluşmaktadır. Birinci kısımda Eylül 2022 tarihinde ki 3 günlük ziyaretimizin içeriğiyle alakalı bilgiler verdim. İkinci kısımda ise genel olarak yolculuk ve Müslümanları ziyaret hususunda bu yolculuktan çıkarmış olduğum mesajları paylaştım. Son bölümde ise genel olarak Müslüman kardeşlerime bazı nasihatlerde ve hatırlatmalarda bulundum. Rabbim Ümmet-i Muhammed’e hayırlar versin!

Birinci Kısım:   

ZİYARETİN İÇERİĞİYLE İLGİLİ BİLGİLER

                Bir grup kardeşimle 9 Eylül ile 11 Eylül 2022 tarihleri arasında çıkmış olduğumuz ziyaret turunu Allah’a şükür güzel bir şekilde tamamlamış olduk. 3 günde, 6 şehire gittik. Bu şehirler sırasıyla: Ankara, Konya, Eskişehir, Kütahya, Bursa ve Çanakkale’dir. Tabi bu yolculuk, gezi amacıyla yapılmadı. O nedenle Kütahya Kalesi dışında gezilecek hiçbir yere gitmedik. Bu yolculuğumuzun öncelikli amacı: Ahmed Kalkan Hocamızla alakalı yapacağımız anma gecesinde kullanılmak üzere bir video hazırlamaktı. Ziyaret ettiğimiz bazı hocalarla, Ahmed Kalkan Hocamız hakkında röportaj yaparak bunları bir videoya dönüştürmek. İkinci amacımız ise bölgedeki değerli hocalarımızla ve Müslümanlarla görüşmek ve onlarla istişare edip güzel anılar biriktirmekti.

                Cuma sabahı yola çıktık ve Ankara’nın yolunu tuttuk. Öncelikle biraz geç çıkmamıza rağmen cuma namazına İLKAV’a yetiştik. Bu bizi oldukça sevindirdi. Zira yetişemeyeceğimizden endişe ediyorduk. Cuma namaz’ından sonra Emrullah Ayan Hoca başta olmak üzere birçok güzel insanla oturup muhabbet ettik. Ayrıca bize en güzel şekilde ikramda bulundular. Allah razı olsun. Ankara oldum olası bana hep soğuk ve resmî gelmiştir. Ama daha önce de birçok defa gittiğimde yaşadığım duyguları yeniden yaşadım. Ankara, ancak Müslümanlarla sıcaktı, güzeldi. Muhabbet Allah için olunca değerliydi. Hiç tanımadığınız insanlarla sanki kırk yıllık dost gibi muhabbet etmek herhalde ancak Müslümanlara has bir özelliktir.

                Ankara’da fazla oyalanmadan Konya’nın yolunu tuttuk. Zira ilk defa gidecektim ve doğrusu heyecanlıydım. Uzun uzun ovaları bitmek bilmiyordu bir türlü. Yollar gittikçe daha da uzuyor gibiydi. Ve sonunda kendimizi Alaaddin Palevi Hocanın karşısında bulmuştuk. Kendine ait konuşma tarzı, hareket ve davranışlarıyla bizi misafir etti. Etrafındaki kardeşler hizmet ettiler. Bizde kendisinden bol bol nasihat almaya çalıştık. Zira kendisi Arapça ve Kur’an kavramları konusunda belki Türkiye’de rakipsiz denilecek bir ilme sahipti. Alimleri gördüğünüzde çokça faydalanmaya bakın. Ama vaktimiz sınırlı olduğu için kalkmak zorundaydık. Röportaj yapacaktık ama hocanın dersi vardı. Ya bir saate yakın bekleyecektik ya da hoca dersi iptal edecekti. En sonunda Alaaddin Hoca önümüzdeki günlerde İstanbul’a geleceğini söyleyince röportajı İstanbul’a havale ettik ve Müslümanlarla vedalaşarak oradan ayrıldık.

                Yine Konya’da bulunan başka bir hocamızı ziyaret için yola düştük. Yarım saat kadar sonra Musa Kazım Yılmaz Hocanın evindeydik. Saatlerde 22:30 gibiydi. Sağolsun hocamız bizi güzel ağırladı. Geceyi burada geçirecektik. Ama uyumak ne mümkün. Sohbet, muhabbet ve çay… Musa Hoca, bizi oğlu gibi sevdiği Ahmet kardeşle birlikte ağırladı. Sonra Ahmet kardeş bizden iki kardeşi misafir etmek için kendi evine götürdü. Biz ise 3 kişi Musa hocayla muhabbete sabah namazına kadar devam ettik. Bu arada ben son bir saat uyumuştum. Musa Hocayla birçok konuyu konuşma imkanımız oldu. Kendi adıma faydalı olduğunu düşünüyorum. Özellikle Kur’an’ın anlaşılması ve Müslümanlar hakkında konuştuklarımız önemliydi. Merhamet öncelikli bir ahlaka sahip olmamız gerektiğinin altını bol bol çizdi hocamız. Sabah namazını birlikte kıldıktan sonra hocamızın, sabah ki Arapça dersine katıldık ve sonra ver elini çorbacıya… Çorbamızı içip karnımızı doyurunca veda vakti gelmişti. Musa Hoca ve Ahmet kardeşle de vedalaşıp yola çıktık. Aslında Konya’ya gelmişken rahmetli Ali Küçük Hocamızın kabrini de ziyaret etmeyi düşündük ama vaktimizin darlığı sebebiyle imkanımız olmadı. İnşaallah bir daha Konya’ya gelirsek rahmetli hocamızı da ziyaret ederiz.

                Evet, Konya gezimiz burada bitmişti. Artık güzel şehir, Eskişehir’in yolunu tutma vaktiydi. Zira bizi Üstad Atasoy Müftüoğlu Hocamız bekliyordu. Zira hocaları fazla bekletmemek gerekiyordu. Seksen yaşına gelmiş, bembeyaz saçları ve sakalıyla ilmi faaliyetlerine devam ediyordu. Kendisinin de itiraf ettiği gibi yaşlılık hastalıkları baş göstermiş ve bir gözünü kaybetmişti. Hali hazırda ki tek gözüne de gözü gibi bakıyordu. Hocamızın dikkat çeken ilk özelliği belki de konuşma diksiyonuydu. Çok güzel konuşuyor, hitap ederken “Efendim” gibi saygı sözcükleri kullanıyordu. Kendisiyle ilk defa yüz yüze geliyorduk. Ama gerçekten etkileyici bir yanı vardı. Özellikle Atasoy Hoca, Müslümanların ufuklarını açma konusunda çokça gayret göstermiş bir düşünce adamıydı. Kendi elleriyle getirdiği kahve ve tatlı ikramı ile birlikte çok hoş bir muhabbet yaptık. Ahmed Hocamızla alakalı röportajı tamamladıktan sonra bir de: “Bize ve Müslümanlara neler tavsiye edersiniz?” diye kısa bir röportaj daha yaptık. Daha sonra bize kitap hediye etti, Atasoy Hoca. Çok zarif bir kişiliği vardı. Ümmet için çok faydalı bir insandı. Onu yakından görünce daha önce niye gidipte kendisiyle tanışmadığım için üzüldüm. Evet, son olarak Atasoy Hoca, Müslümanlar için ufuk açıcı ve yol gösterici, düşünce işçisi bir âlimdir. Mutlaka, ömrünün son dönemleri olsa da düşüncelerinden ve eserlerinden faydalanmak gerekir diye düşünüyorum. Müsaade isteyip yola revan olduk.

                Şimdi sıra Kütahya’nındı. Evet, Ahmed Hocamızın memleketi… Orada doğmuş ve büyümüştü. Rahmetli hocamızdan üç yaş büyük ve aynı zamanda kendisi de bir hoca olan Salih Kalkan Hocayı ziyaret ettik. Bizi evinde ağırladı ve güzel bir şekilde ikramda bulundu. Yüz hatları ve vücut tipiyle aynen rahmetli hocamızı andırıyordu. Geçen yıl Ahmed Hocamızın cenaze töreninde tanışmıştık. Uzunca muhabbet ettik. Ona, Ahmed Hocamızın küçüklüğünü, gençliğini, ailesine karşı duruşunu sorduk. Bize birçok bilmediğimiz şeyler anlattı. Kendisiyle röportajımızı yaptık. Nasihatlerini dinledik.  Daha sonra müsaade istedik. Kendisiyle fotoğraf çekmeyi de unuttuk maalesef. Sonra Kütahya’da ikinci olarak Coşkun Uzun ağabeyi çalıştığı dükkanda ziyaret ettik. Kendisiyle de hoşça muhabbetten sonra Kütahya Kalesine doğru yol aldık. Üç günlük yolculuğumuz boyunca tek gezdiğimiz yer burasıydı. Evet, muhteşem bir manzarası vardı. Tüm Kütahya ayağımızın altındaydı. Keşke Kütahya’yı Ahmed Hocamız hayatta iken kendisiyle birlikte geziverseydik diye düşündüm. Bu kısa kaçamaktan sonra yine yola düştük.

                Şimdi de sırada Osmanlı’nın doğduğu şehir olan Bursa vardı. Her tarafı yeşil Bursa… Bizi Bursa’da Cem Gülseven abi ve arkadaşları ağırladılar. Hem işyeri hem de mescit olarak kullandıkları bir yerleri vardı. Burada oturduk muhabbet ettik, yedik, içtik. Sağolsun onlarda bizimle birlikte gecelediler. Bu arada bir ara Bursa’da ikamet eden bir ağabeyimizi de evinde ziyaret ettik ve sonra yine mescide döndük. Biraz muhabbet ve namazdan sonra uyuyabildik. Sabah namazına kalktık. Sonra bir kahvaltı hazırladı kardeşler. Kahvaltı sırasında ve sonrasında bazen hararetleşen ama genel olarak merhamete dayalı bazı konularda karşılıklı müzakerelerimiz oldu. Birbirimize sarılarak, kardeş olduğumuz bilinciyle vedalaştık ve Bursa’dan ayrıldık.

                Yolculuğumuz gerçekten çok güzel geçiyordu. Bursa’dan yola çıkıp soluğu Çanakkale Gelibolu’da Roman kardeşlerimizin, abilerimizin yanında aldık. Bu kardeşlerin olduğu bölge gerçekten çok özel bir yerdir. Burada, Cengiz Köksal abi ve birkaç arkadaşının gayretleriyle çok eski yıllardan beri devam edegelen tevhidî bir çalışma sürdürülüyor. Birçok cemaatten tanınmış hocalar buraya gelip sohbetler yapmış, dersler vermişti. Acizane bende bir dönem, Ahmed Hocamın takdiriyle buraya birkaç kardeşle birlikte ayda bir gelip ders veriyordum. Çok güzel, çok sıcak insanlardı. Bir kısmı kendini yetiştirmişti. Dertleri vardı, Müslümanlardan yana ama o dertler, bizimde derdimizdi. Hasbihal ettik, dertleştik. Sonra onlarda, maruf olan kahve sohbetleri faslına geçtik. Burada, kardeşler özellikle akşamları toplanıp sohbetler yapıyorlar. Gelen misafirleri de bu sohbetlerde konuşturuyorlar, soru soruyorlardı. Bu seferde öyle olmuştu. Bizden, Selçuk Koç ağabeyle Asım Şensaltık Hocam, kardeşlerin sorularını cevapladılar. Kardeşlerimizin yapmış oldukları bu kahve sohbeti konsepti gerçekten çok güzeldi. Her güzel şeyin sonu olduğu gibi vaktimiz dolmuş ve ziyaretimizin sonuna gelmiştik. Gerçekten çok memnun kaldığımız Gelibolu’lu kardeşlerden izin istedik. Birbirimize sarıldık ve yeniden buluşmak ümidi ve duasıyla yola çıktık. Şimdi, yolumuz İstanbul’aydı. Döndük dolaştık, dağları aştık, yine İstanbul’a geldik. Evet, gerçekten üç günlük bu yolculuk ve ziyaretlerden memnun kalmakla birlikte yorulduk. Tatlı bir yorgunluk vardı üzerimizde. Güzel ve huzur dolu bir uyku bekliyordu bizi…

 

 

 

 

İkinci Kısım:

                                               BU YOLCULUK VE ZİYARETLERDEN ÇIKARDIĞIM  BAZI MESAJLAR

  • Müslümanlar mutlaka birbirini ziyaret etmeliler. Farklı bölgelerde olsalar da imkanlar ölçüsünde karşılıklı ziyaretleşmeler yapılmalı. Bu olmazsa olmaz bir şarttır. Özellikle herkesin birbirinden gitgide uzaklaştığı, ayakların sıratı müstekîm’den kaydığı bir dönemde…
  • Bu ziyaretleşmeler tarafların birbirlerine karşı muhabbetinin artmasına sebep olur.
  • Yanlış anlamalar, yanlış bilgiler varsa onlar giderilir.
  • Bu tür yolculuklar meşakkatlidir. Müslümanın, diğer Müslümanlar için meşakkat çekmesini ve böylece güzel bir amel işlemesini sağlar.
  • Bu yolculuklar sabrı da arttırır.
  • Ziyaretleşmeler sırasında hediyeleşmekte güzel bir ameldir.
  • İkram ev sahibinin şanındandır. İslam, ikramı önemli görmüştür. Evinize sizin için gelen insanlara ikram etmek sizin Müslümanlığınızın güzelliğindendir. Tabi güzel söz konuşmakta ikramdandır.
  • Yolculuk sırasında birlikte yola çıktığınız arkadaşlarınızı da daha iyi tanımış olursunuz.
  • Farklı hoca ve farklı Müslümanlarla, ümmetin nice sorunlarını bu ziyaretlerde konuşup istişare edebilirsiniz.
  • Gerçekten bir âlimin yanında olmak, muhabbet etmek çok farklı ve çok özel bir durumdur. Bu nedenle mutlaka, âlimleri ziyaret ederek onlardan faydalanmak gerekir.
  • Yolculuk esnasında mutlaka küçük veya büyük çaplı sorunlar çıkabilir. Bunlar bir an önce, hoşgörüyle çözülmeli, gereksiz yere büyütülmemelidir.
  • Bu tür yolculukların en güzel yanı birçok yeni insanla tanışmaktır.
  • Müslümanlarla güzel hatıralarınız olur.
  • Kardeşlik müessesesi daha da sağlamlaşır.
  • İleride ortak iş ve eylemler yapılabilmesinin zemini bu yolculuklarda atılır.
  • Mü’minler, birbirlerini daha yakından tanır.
  • Uyku azaltılır, sohbet ve muhabbet arttırılır.
  • İlmî konular, karşılıklı konuşulur ve ortak düşünceler etrafında kenetlenilir.
  • Bazen küs olan kardeşlerin barışmasına vesile olur, bu yolculuk ve ziyaretler…
  • Her haliyle hayırdır, hayırlıdır.
  • Mutlaka ziyaretleşmeler arttırılmalıdır.

Üçüncü Kısım:

MÜSLÜMANLARA GENEL MESAJLAR!

                Değerli kardeşlerim! Kur’an Yurdu Mescidi olarak bu yolculuğu ve ziyaretleri yaparken, siz kardeşlerimize vermek istediğimiz birçok mesaj var. Bizler, Ahmed Kalkan Hocamızın talebeleriyiz. Şunu bilmenizi isteriz ki: Hocamızı hiçbir zaman unutmayacağız ve unutturmayacağız. Tabii ki hataları ve eksikleriyle birlikte hocamızda bir insandı. Onu hiçbir zaman haddinden fazla yüceltmeyeceğiz. Ama hak ettiği övgüyü de yapmaktan geri durmayacağız. Bu nedenle hocamızın vefatının birinci yıl dönümünde kendisiyle alakalı bir program yapmaya karar verdik ve bu programın içeriğini doldurmaya çalışıyoruz. Hocalarla yaptığımız bu röportajlarda bu sebebe mebnîdir.

                Kardeşlerim! Kurulduğumuz günden bugüne kadar kendimiz dışındaki Müslümanlarla da iletişim halinde olmaya devam ediyoruz, edeceğiz. Bu konu da tüm Müslümanlara yalnız kalbimiz ve kucağımız değil tüm imkanlarımız da açıktır. Ümmetin menfaati için olacak bütün faaliyetlerde, Müslümanların yanında olacağımızı ilan ediyoruz. Bu ziyaretle Müslümanların kardeşliğinin arttırılması için gerektiğinde, ayaklarına kadar gitmeye hazır olduğumuzun mesajını da vermek istiyoruz.

                Bizler, ümmetin yeniden inşâsı için elimizden ne gelirse veya bize ne tür sorumluluk düşerse yapmaya hazır olduğumuzu ifade ediyoruz. Farklı düşüncelerimiz olsa da değişik gruplarla sırf Allah’ın rızasını kazanmak için birlikte iş birliği yapmaya kararlıyız. Bunu da değişik organizelerde yapıyoruz ve yapmaya devam edeceğiz.

                Şunu da herkesin bilmesi gerekir: Kur’an Yurdu’nun görüşleri dinin kendisi olmadığı gibi hiçbir grup, dernek, cemaat veya hocanın görüş ve düşünceleri de bu anlamda dinin kendisi değildir. Din; Allah’ın kitabı ve Rasulullah efendimizin sünnetinden oluşmaktadır. Bu nokta da  yani dinin ana esaslarında buluşabilir, ihtilaflı konularda birbirimizi hoş görebilirsek ümmeti yeniden ayağa kaldıracak temelleri sağlam atmış olacağız. Aksi ise hiç bitmeyecek sorun ve problemlere sebep olacaktır.

                Sonsöz olarak: Bu tür, ümmet için faydalı olan programları yapmaya, insanları tevhide davet etmeye, Kur’an ve sünnet’te buluşmak için gayret göstermeye devam edeceğiz. Rabbim tüm Ümmet-i Muhammed’e merhametiyle muamele eylesin! Gelecek, Müslümanlar için hayır olsun. Selam ve dua ile…

                Değerli Kardeşlerim! Bu makalem üç kısımdan oluşmaktadır. Birinci kısımda Eylül 2022 tarihinde ki 3 günlük ziyaretimizin içeriğiyle alakalı bilgiler verdim. İkinci kısımda ise genel olarak yolculuk ve Müslümanları ziyaret hususunda bu yolculuktan çıkarmış olduğum mesajları paylaştım. Son bölümde ise genel olarak Müslüman kardeşlerime bazı nasihatlerde ve hatırlatmalarda bulundum. Rabbim Ümmet-i Muhammed’e hayırlar versin!

Birinci Kısım:   

ZİYARETİN İÇERİĞİYLE İLGİLİ BİLGİLER

                Bir grup kardeşimle 9 Eylül ile 11 Eylül 2022 tarihleri arasında çıkmış olduğumuz ziyaret turunu Allah’a şükür güzel bir şekilde tamamlamış olduk. 3 günde, 6 şehire gittik. Bu şehirler sırasıyla: Ankara, Konya, Eskişehir, Kütahya, Bursa ve Çanakkale’dir. Tabi bu yolculuk, gezi amacıyla yapılmadı. O nedenle Kütahya Kalesi dışında gezilecek hiçbir yere gitmedik. Bu yolculuğumuzun öncelikli amacı: Ahmed Kalkan Hocamızla alakalı yapacağımız anma gecesinde kullanılmak üzere bir video hazırlamaktı. Ziyaret ettiğimiz bazı hocalarla, Ahmed Kalkan Hocamız hakkında röportaj yaparak bunları bir videoya dönüştürmek. İkinci amacımız ise bölgedeki değerli hocalarımızla ve Müslümanlarla görüşmek ve onlarla istişare edip güzel anılar biriktirmekti.

                Cuma sabahı yola çıktık ve Ankara’nın yolunu tuttuk. Öncelikle biraz geç çıkmamıza rağmen cuma namazına İLKAV’a yetiştik. Bu bizi oldukça sevindirdi. Zira yetişemeyeceğimizden endişe ediyorduk. Cuma namaz’ından sonra Emrullah Ayan Hoca başta olmak üzere birçok güzel insanla oturup muhabbet ettik. Ayrıca bize en güzel şekilde ikramda bulundular. Allah razı olsun. Ankara oldum olası bana hep soğuk ve resmî gelmiştir. Ama daha önce de birçok defa gittiğimde yaşadığım duyguları yeniden yaşadım. Ankara, ancak Müslümanlarla sıcaktı, güzeldi. Muhabbet Allah için olunca değerliydi. Hiç tanımadığınız insanlarla sanki kırk yıllık dost gibi muhabbet etmek herhalde ancak Müslümanlara has bir özelliktir.

                Ankara’da fazla oyalanmadan Konya’nın yolunu tuttuk. Zira ilk defa gidecektim ve doğrusu heyecanlıydım. Uzun uzun ovaları bitmek bilmiyordu bir türlü. Yollar gittikçe daha da uzuyor gibiydi. Ve sonunda kendimizi Alaaddin Palevi Hocanın karşısında bulmuştuk. Kendine ait konuşma tarzı, hareket ve davranışlarıyla bizi misafir etti. Etrafındaki kardeşler hizmet ettiler. Bizde kendisinden bol bol nasihat almaya çalıştık. Zira kendisi Arapça ve Kur’an kavramları konusunda belki Türkiye’de rakipsiz denilecek bir ilme sahipti. Alimleri gördüğünüzde çokça faydalanmaya bakın. Ama vaktimiz sınırlı olduğu için kalkmak zorundaydık. Röportaj yapacaktık ama hocanın dersi vardı. Ya bir saate yakın bekleyecektik ya da hoca dersi iptal edecekti. En sonunda Alaaddin Hoca önümüzdeki günlerde İstanbul’a geleceğini söyleyince röportajı İstanbul’a havale ettik ve Müslümanlarla vedalaşarak oradan ayrıldık.

                Yine Konya’da bulunan başka bir hocamızı ziyaret için yola düştük. Yarım saat kadar sonra Musa Kazım Yılmaz Hocanın evindeydik. Saatlerde 22:30 gibiydi. Sağolsun hocamız bizi güzel ağırladı. Geceyi burada geçirecektik. Ama uyumak ne mümkün. Sohbet, muhabbet ve çay… Musa Hoca, bizi oğlu gibi sevdiği Ahmet kardeşle birlikte ağırladı. Sonra Ahmet kardeş bizden iki kardeşi misafir etmek için kendi evine götürdü. Biz ise 3 kişi Musa hocayla muhabbete sabah namazına kadar devam ettik. Bu arada ben son bir saat uyumuştum. Musa Hocayla birçok konuyu konuşma imkanımız oldu. Kendi adıma faydalı olduğunu düşünüyorum. Özellikle Kur’an’ın anlaşılması ve Müslümanlar hakkında konuştuklarımız önemliydi. Merhamet öncelikli bir ahlaka sahip olmamız gerektiğinin altını bol bol çizdi hocamız. Sabah namazını birlikte kıldıktan sonra hocamızın, sabah ki Arapça dersine katıldık ve sonra ver elini çorbacıya… Çorbamızı içip karnımızı doyurunca veda vakti gelmişti. Musa Hoca ve Ahmet kardeşle de vedalaşıp yola çıktık. Aslında Konya’ya gelmişken rahmetli Ali Küçük Hocamızın kabrini de ziyaret etmeyi düşündük ama vaktimizin darlığı sebebiyle imkanımız olmadı. İnşaallah bir daha Konya’ya gelirsek rahmetli hocamızı da ziyaret ederiz.

                Evet, Konya gezimiz burada bitmişti. Artık güzel şehir, Eskişehir’in yolunu tutma vaktiydi. Zira bizi Üstad Atasoy Müftüoğlu Hocamız bekliyordu. Zira hocaları fazla bekletmemek gerekiyordu. Seksen yaşına gelmiş, bembeyaz saçları ve sakalıyla ilmi faaliyetlerine devam ediyordu. Kendisinin de itiraf ettiği gibi yaşlılık hastalıkları baş göstermiş ve bir gözünü kaybetmişti. Hali hazırda ki tek gözüne de gözü gibi bakıyordu. Hocamızın dikkat çeken ilk özelliği belki de konuşma diksiyonuydu. Çok güzel konuşuyor, hitap ederken “Efendim” gibi saygı sözcükleri kullanıyordu. Kendisiyle ilk defa yüz yüze geliyorduk. Ama gerçekten etkileyici bir yanı vardı. Özellikle Atasoy Hoca, Müslümanların ufuklarını açma konusunda çokça gayret göstermiş bir düşünce adamıydı. Kendi elleriyle getirdiği kahve ve tatlı ikramı ile birlikte çok hoş bir muhabbet yaptık. Ahmed Hocamızla alakalı röportajı tamamladıktan sonra bir de: “Bize ve Müslümanlara neler tavsiye edersiniz?” diye kısa bir röportaj daha yaptık. Daha sonra bize kitap hediye etti, Atasoy Hoca. Çok zarif bir kişiliği vardı. Ümmet için çok faydalı bir insandı. Onu yakından görünce daha önce niye gidipte kendisiyle tanışmadığım için üzüldüm. Evet, son olarak Atasoy Hoca, Müslümanlar için ufuk açıcı ve yol gösterici, düşünce işçisi bir âlimdir. Mutlaka, ömrünün son dönemleri olsa da düşüncelerinden ve eserlerinden faydalanmak gerekir diye düşünüyorum. Müsaade isteyip yola revan olduk.

                Şimdi sıra Kütahya’nındı. Evet, Ahmed Hocamızın memleketi… Orada doğmuş ve büyümüştü. Rahmetli hocamızdan üç yaş büyük ve aynı zamanda kendisi de bir hoca olan Salih Kalkan Hocayı ziyaret ettik. Bizi evinde ağırladı ve güzel bir şekilde ikramda bulundu. Yüz hatları ve vücut tipiyle aynen rahmetli hocamızı andırıyordu. Geçen yıl Ahmed Hocamızın cenaze töreninde tanışmıştık. Uzunca muhabbet ettik. Ona, Ahmed Hocamızın küçüklüğünü, gençliğini, ailesine karşı duruşunu sorduk. Bize birçok bilmediğimiz şeyler anlattı. Kendisiyle röportajımızı yaptık. Nasihatlerini dinledik.  Daha sonra müsaade istedik. Kendisiyle fotoğraf çekmeyi de unuttuk maalesef. Sonra Kütahya’da ikinci olarak Coşkun Uzun ağabeyi çalıştığı dükkanda ziyaret ettik. Kendisiyle de hoşça muhabbetten sonra Kütahya Kalesine doğru yol aldık. Üç günlük yolculuğumuz boyunca tek gezdiğimiz yer burasıydı. Evet, muhteşem bir manzarası vardı. Tüm Kütahya ayağımızın altındaydı. Keşke Kütahya’yı Ahmed Hocamız hayatta iken kendisiyle birlikte geziverseydik diye düşündüm. Bu kısa kaçamaktan sonra yine yola düştük.

                Şimdi de sırada Osmanlı’nın doğduğu şehir olan Bursa vardı. Her tarafı yeşil Bursa… Bizi Bursa’da Cem Gülseven abi ve arkadaşları ağırladılar. Hem işyeri hem de mescit olarak kullandıkları bir yerleri vardı. Burada oturduk muhabbet ettik, yedik, içtik. Sağolsun onlarda bizimle birlikte gecelediler. Bu arada bir ara Bursa’da ikamet eden bir ağabeyimizi de evinde ziyaret ettik ve sonra yine mescide döndük. Biraz muhabbet ve namazdan sonra uyuyabildik. Sabah namazına kalktık. Sonra bir kahvaltı hazırladı kardeşler. Kahvaltı sırasında ve sonrasında bazen hararetleşen ama genel olarak merhamete dayalı bazı konularda karşılıklı müzakerelerimiz oldu. Birbirimize sarılarak, kardeş olduğumuz bilinciyle vedalaştık ve Bursa’dan ayrıldık.

                Yolculuğumuz gerçekten çok güzel geçiyordu. Bursa’dan yola çıkıp soluğu Çanakkale Gelibolu’da Roman kardeşlerimizin, abilerimizin yanında aldık. Bu kardeşlerin olduğu bölge gerçekten çok özel bir yerdir. Burada, Cengiz Köksal abi ve birkaç arkadaşının gayretleriyle çok eski yıllardan beri devam edegelen tevhidî bir çalışma sürdürülüyor. Birçok cemaatten tanınmış hocalar buraya gelip sohbetler yapmış, dersler vermişti. Acizane bende bir dönem, Ahmed Hocamın takdiriyle buraya birkaç kardeşle birlikte ayda bir gelip ders veriyordum. Çok güzel, çok sıcak insanlardı. Bir kısmı kendini yetiştirmişti. Dertleri vardı, Müslümanlardan yana ama o dertler, bizimde derdimizdi. Hasbihal ettik, dertleştik. Sonra onlarda, maruf olan kahve sohbetleri faslına geçtik. Burada, kardeşler özellikle akşamları toplanıp sohbetler yapıyorlar. Gelen misafirleri de bu sohbetlerde konuşturuyorlar, soru soruyorlardı. Bu seferde öyle olmuştu. Bizden, Selçuk Koç ağabeyle Asım Şensaltık Hocam, kardeşlerin sorularını cevapladılar. Kardeşlerimizin yapmış oldukları bu kahve sohbeti konsepti gerçekten çok güzeldi. Her güzel şeyin sonu olduğu gibi vaktimiz dolmuş ve ziyaretimizin sonuna gelmiştik. Gerçekten çok memnun kaldığımız Gelibolu’lu kardeşlerden izin istedik. Birbirimize sarıldık ve yeniden buluşmak ümidi ve duasıyla yola çıktık. Şimdi, yolumuz İstanbul’aydı. Döndük dolaştık, dağları aştık, yine İstanbul’a geldik. Evet, gerçekten üç günlük bu yolculuk ve ziyaretlerden memnun kalmakla birlikte yorulduk. Tatlı bir yorgunluk vardı üzerimizde. Güzel ve huzur dolu bir uyku bekliyordu bizi…

 

 

 

 

İkinci Kısım:

                                               BU YOLCULUK VE ZİYARETLERDEN ÇIKARDIĞIM  BAZI MESAJLAR

  • Müslümanlar mutlaka birbirini ziyaret etmeliler. Farklı bölgelerde olsalar da imkanlar ölçüsünde karşılıklı ziyaretleşmeler yapılmalı. Bu olmazsa olmaz bir şarttır. Özellikle herkesin birbirinden gitgide uzaklaştığı, ayakların sıratı müstekîm’den kaydığı bir dönemde…
  • Bu ziyaretleşmeler tarafların birbirlerine karşı muhabbetinin artmasına sebep olur.
  • Yanlış anlamalar, yanlış bilgiler varsa onlar giderilir.
  • Bu tür yolculuklar meşakkatlidir. Müslümanın, diğer Müslümanlar için meşakkat çekmesini ve böylece güzel bir amel işlemesini sağlar.
  • Bu yolculuklar sabrı da arttırır.
  • Ziyaretleşmeler sırasında hediyeleşmekte güzel bir ameldir.
  • İkram ev sahibinin şanındandır. İslam, ikramı önemli görmüştür. Evinize sizin için gelen insanlara ikram etmek sizin Müslümanlığınızın güzelliğindendir. Tabi güzel söz konuşmakta ikramdandır.
  • Yolculuk sırasında birlikte yola çıktığınız arkadaşlarınızı da daha iyi tanımış olursunuz.
  • Farklı hoca ve farklı Müslümanlarla, ümmetin nice sorunlarını bu ziyaretlerde konuşup istişare edebilirsiniz.
  • Gerçekten bir âlimin yanında olmak, muhabbet etmek çok farklı ve çok özel bir durumdur. Bu nedenle mutlaka, âlimleri ziyaret ederek onlardan faydalanmak gerekir.
  • Yolculuk esnasında mutlaka küçük veya büyük çaplı sorunlar çıkabilir. Bunlar bir an önce, hoşgörüyle çözülmeli, gereksiz yere büyütülmemelidir.
  • Bu tür yolculukların en güzel yanı birçok yeni insanla tanışmaktır.
  • Müslümanlarla güzel hatıralarınız olur.
  • Kardeşlik müessesesi daha da sağlamlaşır.
  • İleride ortak iş ve eylemler yapılabilmesinin zemini bu yolculuklarda atılır.
  • Mü’minler, birbirlerini daha yakından tanır.
  • Uyku azaltılır, sohbet ve muhabbet arttırılır.
  • İlmî konular, karşılıklı konuşulur ve ortak düşünceler etrafında kenetlenilir.
  • Bazen küs olan kardeşlerin barışmasına vesile olur, bu yolculuk ve ziyaretler…
  • Her haliyle hayırdır, hayırlıdır.
  • Mutlaka ziyaretleşmeler arttırılmalıdır.

Üçüncü Kısım:

MÜSLÜMANLARA GENEL MESAJLAR!

                Değerli kardeşlerim! Kur’an Yurdu Mescidi olarak bu yolculuğu ve ziyaretleri yaparken, siz kardeşlerimize vermek istediğimiz birçok mesaj var. Bizler, Ahmed Kalkan Hocamızın talebeleriyiz. Şunu bilmenizi isteriz ki: Hocamızı hiçbir zaman unutmayacağız ve unutturmayacağız. Tabii ki hataları ve eksikleriyle birlikte hocamızda bir insandı. Onu hiçbir zaman haddinden fazla yüceltmeyeceğiz. Ama hak ettiği övgüyü de yapmaktan geri durmayacağız. Bu nedenle hocamızın vefatının birinci yıl dönümünde kendisiyle alakalı bir program yapmaya karar verdik ve bu programın içeriğini doldurmaya çalışıyoruz. Hocalarla yaptığımız bu röportajlarda bu sebebe mebnîdir.

                Kardeşlerim! Kurulduğumuz günden bugüne kadar kendimiz dışındaki Müslümanlarla da iletişim halinde olmaya devam ediyoruz, edeceğiz. Bu konu da tüm Müslümanlara yalnız kalbimiz ve kucağımız değil tüm imkanlarımız da açıktır. Ümmetin menfaati için olacak bütün faaliyetlerde, Müslümanların yanında olacağımızı ilan ediyoruz. Bu ziyaretle Müslümanların kardeşliğinin arttırılması için gerektiğinde, ayaklarına kadar gitmeye hazır olduğumuzun mesajını da vermek istiyoruz.

                Bizler, ümmetin yeniden inşâsı için elimizden ne gelirse veya bize ne tür sorumluluk düşerse yapmaya hazır olduğumuzu ifade ediyoruz. Farklı düşüncelerimiz olsa da değişik gruplarla sırf Allah’ın rızasını kazanmak için birlikte iş birliği yapmaya kararlıyız. Bunu da değişik organizelerde yapıyoruz ve yapmaya devam edeceğiz.

                Şunu da herkesin bilmesi gerekir: Kur’an Yurdu’nun görüşleri dinin kendisi olmadığı gibi hiçbir grup, dernek, cemaat veya hocanın görüş ve düşünceleri de bu anlamda dinin kendisi değildir. Din; Allah’ın kitabı ve Rasulullah efendimizin sünnetinden oluşmaktadır. Bu nokta da  yani dinin ana esaslarında buluşabilir, ihtilaflı konularda birbirimizi hoş görebilirsek ümmeti yeniden ayağa kaldıracak temelleri sağlam atmış olacağız. Aksi ise hiç bitmeyecek sorun ve problemlere sebep olacaktır.

                Sonsöz olarak: Bu tür, ümmet için faydalı olan programları yapmaya, insanları tevhide davet etmeye, Kur’an ve sünnet’te buluşmak için gayret göstermeye devam edeceğiz. Rabbim tüm Ümmet-i Muhammed’e merhametiyle muamele eylesin! Gelecek, Müslümanlar için hayır olsun. Selam ve dua ile…