Kur'an Yurdu

Verilen sözü Yerine Getirmek & Ahde Vefa

Verilen sözü Yerine Getirmek & Ahde Vefa

Ahde Vefa, söz Vermek ve Yemini Yerine Getirmek

İslamiyet; ahde vefayı, akitlere riayeti imanın gereği kabul eder, anlaşmalara riayet etmeyi, gerekenleri yerine getirmeyi, sözünün erleri olmayı emreder

Öyle ise ahd nedir?

Ahd: Vaat etme, peyman, misak ve vasiyet anlamındadır

İki taraf arasında yapılan sözleşmelere, yapılan mukaveleye de ahd denir. Ahd yapmanın yani ahidleşmenin insanlar arasında inşa edilen biçimine “muahede” denir

Ahd, ayrıca hem yemin hem de kesin söz verme anlamındadır Yemin, ahdin dini yönünü, söz verme ise, ahlaki boyutunu ihtiva eder Allah ile İsrail oğulları arasında yapılan ahdin hükümlerini muhtevi olduğundan dolayı, Yahudi ve Hristiyan kutsal kitaplarına Ahd-i Atik ve Ahd-i Cedîd denilmiştir

Vefa: Sözünde durmak, ödemek anlamındadır

“Sözünde durmak, verdiği sözlere ve yaptığı antlaşmalara bağlı kalmak, özü ve sözü doğru olmak” anlamlarına gelen ahde vefa ya da kısaca vefa, Kur’an ahlakının en önemli ilkelerinden biridir

Kura’ân da ahde uygun hareket edilmesi imandan sayılmış, Allah ile yaptıkları antlaşmaya sadık kalanlara büyük ödüller vaat edilmiş,

“Sana biat edenler ancak Allah’a biat etmiş olurlar Allah’ın eli onların ellerinin üzerindedir Verdiği sözden dönen kendi aleyhine dönmüş olur Allah’a verdiği sözü yerine getirene, Allah büyük bir mükafat verecektir (Fetih 10 )”

Allah’a verdiği sözleri hiçe sayanların ahirette hiçbir nasip alamayacakları haber verilmiş

“Şüphesiz, ve yeminlerini az bir karşılığa değişenler var ya, işte onların ahirette bir payı yoktur Allah kıyamet günü onlarla konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temizlemeyecektir Onlar için elem dolu bir azap vardır (Al-i İmran77 )”

Ve verdikleri sözü yerine getirmeyenler bozguncu (fasık) olarak nitelendirilmişlerdir:

“Onlar, Allah’a verdikleri sözü, pekiştirilmesinden sonra bozan, Allah’ın korunmasını emrettiği bağları (iman, akrabalık, beşeri ve ahlaki bütün ilişkileri) koparan ve yeryüzünde bozgunculuk yapan kimselerdir İşte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir (Bakara 27)”

“Allah’a verdikleri sözü, pekiştirilmesinden sonra bozanlar, Allah’ın korunmasını emrettiği şeyleri (akrabalık bağlarını) koparanlar ve yeryüzünde fesat çıkaranlar var ya; işte lanet onlara, yurdun kötüsü (cehennem) de onlaradır (Ra’d 25 )”

Muhterem Kardeşlerim

İnsanlar arası ilişkilerde güven unsurunun hakim olabilmesi için yegane garanti vasıtası ahde vefadır Bu yüzden, Allah Teala, Kur’an’da, insanların toplum hayatının gereği olarak birbirleriyle yaptıkları sözleşmelerin esaslarına uygun hareket etmelerinin, verdikleri sözleri mutlaka yerine getirmelerinin önemi üzerinde ısrarla durur

Ahde vefanın Müslümanların karakteristik özelliklerinden olduğunun altını çizen Kur’an-ı Kerim, gerek insanlar arası ve gerekse uluslararası ilişkilerinde ahde vefaya ayrı bir önem atfeder Başka bir ifadeyle, Kur’an-ı Kerim, ahde vefayı, insanın bireysel ve toplumsal hayatının önemli ve uyulması zorunlu unsurlarından biri olarak telakki eder Dolayısıyla ahde vefa göstermek, hem Allah-insan ilişkilerinin hem de uluslararası ilişkilerin temel unsurlarındandır

Kur’an-ı Kerim, ahde vefa gösterilmesini bütün hayatın esası ve faziletli bir yaşamın ön şartı kabul eder

“Ey iman edenler! Akitlerinizi yerine getirin ( Maide 1 )”

Akit, sözleşme demektir Kelime burada, hem Kur’an’ın getirdiği iman esaslarını, Allah’ın emir ve yasaklarını, uygulanması gereken kuralları, hem de genel anlamıyla kişilerin kendi aralarında yaptıkları sözleşmeleri, verdikleri sözleri kapsamaktadır

Kur’an, ahitlerin yerine getirilmesi hususunda çok titiz davranır Ahit, hem Allah’ın insanlara teklif etmiş olduğu hükümler ve hem de insanların Allah’a karşı veya Allah adına diğerlerine karşı yerine getirmeyi taahhüt etmiş oldukları hususlar olduğu içindir ki, Allah Teala, bu hususta

“(Birisi hakkında) konuştuğunuz zaman yakınınız bile olsa adil olun Allah’a verdiğiniz sözü tutun İşte bunları Allah size öğüt alasınız diye emretti (En’am 152)”

“Allah’ın ahdini yerine getiriniz ( Nahl 91)” buyurmaktadır

Allah’a, insanlara ve uluslara verilen her söz ve taahhüt bir sorumluluğu gerektirir Ahde vefa göstermeyenler Allah’a karşı sorumludurlar:

“verdiğiniz sözü de yerine getirin Çünkü söz (veren sözünden) sorumludur (İsra 34 )”

“Antlaşma yaptığınız zaman, Allah’a karşı verdiğiniz sözü yerine getirin Allah’ı kendinize kefil kılarak pekiştirdikten sonra yeminlerinizi bozmayın Şüphesiz Allah yaptıklarınızı bilir (Nahl 91)”

Bir topluluk diğer bir topluluktan daha (güçlü ve) çoktur diye yeminlerinizi aranızda bir hile ve fesat sebebi yaparak, ipliğini iyice eğirip büktükten sonra (tekrar) çözüp bozan kadın gibi olmayın Allah bununla sizi ancak imtihan eder Hakkında ayrılığa düştüğünüz şeyleri kıyamet günü size elbette açıklayacaktır (Nahl 92 )

Ayetlerden anlaşıldığına göre, antlaşma yapan taraflar arasındaki güç dengesi ne olursa olsun, temel ahlaki ilke, verilen sözün mutlaka yerine getirilmesidir Kendinden güçlü olana verilen sözü yerine getirip, zayıf olana verilen söze riayet etmemek, ahlaksızca bir tutumdur Bu ilke, aynı zamanda bireysel ilişkilerde büyük-küçük arasında da dikkat edilmesi gereken temel ve ahlakî bir düzenleyici ilkedir Ayrıca, verilen söz ve yapılan antlaşmalara riayet hususunda Allah kefil tutulmuş olduğundan, antlaşmanın gereğini yerine getirmemek Allah’a karşı işlenmiş büyük bir suçtur Kısaca, bu ayetler, kişinin Allah’a olan inancından dolayı manevi, ahlaki, toplumsal ve uluslararası ilişkilerdeki sorumluluklarına işaret ettiği gibi, aynı zamanda insanların birbiriyle yaptıkları bütün sözleşmelerin, bütün antlaşmaların ilke olarak Allah’la yapılmış sayılacağını ve dolayısıyla bunlara tam bir riayet gerektirdiğine dikkat çeker

Zikredilen ayetlerden de anlaşıldığı üzere, Kur’an, sözde durmayı ve antlaşmalara riayeti imanın bir gereği saymıştır

Hz Peygamber de verilen sözün önemi üzerinde titizlikle durmuş ve sözde durmayı ve antlaşmalara riâyeti imanın bir gereği ve dinî bir görev saymıştır. Bu konuda Hz Peygamber şöyle buyurmuştur:

Emanete riayeti olmayanın imanı yoktur, sözünde durmayanın da dini yoktur

Kur’an’da, verilen sözün yerine getirilmemesi Allah katında en çirkin davranışlardan biri hatta önde geleni olarak takdim edilmektedir:

“Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük gazap gerektiren bir iştir (Saf 2-3 )”

İşte bundan dolayı olsa gerek ki, Allah adına verilen ahdin bozulmaması istenmiştir

Verilen sözün yerine getirilmesi Kur’an’ın emridir Müslümanın sözü senet gibidir Aleyhine de olsa verdiği sözü yerine getirir İnanan insan verdiği sözden caymaz Sözden caymanın münafıklık alameti olduğunu bilir

Peygamberimiz buyuruyor ki:

İbnu Amr İbni’l-As (r.a) anlatıyor: “Resulullah (s.a.v.) buyurdular ki:

“Dört haslet vardır; kimde bu hasletler bulunursa o kimse halis münafıktır Kimde de bunlardan biri bulunursa, onu bırakıncaya kadar kendinde nifaktan bir haslet var demektir:

∟ Emanet edilince hıyanet eder

∟ Konuşunca yalan söyler,

∟ Söz verince sözünde durmaz,

∟ Husumet edince haddi aşar

Mü’minlerin vasıflarını bildiren Rabbimiz buyurmaktadır:

“Yine onlar ki, emanetlerine ve verdikleri sözlere riayet ederler (Mü’minun 8)”

Kulluğun en başta gelen özelliği bu… Sözünü yerine getirmek…

“O kullar adaklarını yerine getirirler Kötülüğü her yanı kuşatmış bir günden korkarlar (İnsan 7)”

Yüce Mevlamız örnek gösteriyor:

“Kitap’ta İsmail’i de an Şüphesiz o sözünde duran bir kimse idi Bir resul, bir nebi idi (Meryem 54)”

Rabbinin nezdinde beğenilen İsmail Peygamber… Beğenilme özelliği de sözüne bağlılık…

Abdullah İbnu Ebi’l-Hamsa (r.a) anlatıyor: “Resulullah (s.a.v)’a daha bi’set (peygamberlik) gelmezden önce bir şey satın almıştım O alışverişten ona halâ bir miktar (borç) bakiyesi kalmıştı Ben o kalanı, kendisine yerinde vermeyi vaadettim Ama bunu unuttum Üç gün geçtikten sonra hatırladım, geldiğimde o halâ (sözleştiğimiz) yerindeydi “Ey genç bana meşakkat verdin, ben üç gündür burada seni bekliyorum!” buyurdular”

Her konuda olduğu gibi, ahde vefada da tüm insanlık için örnek olan Peygamberimizin şu hareketi her türlü takdirin üstünde olsa gerektir…

Hicretin 6 yılında (M 628) Allah Resulü ile beş yüz kadar ashabı, hac maksadıyla, yola çıkmıştı Yanlarında sadece basit birer kılıç vardı Muharebe ve mücadele yapmayı düşünmemişlerdi Müslümanlar ihramlarına bürünmüş halde Hudeybiye’ye kadar gelmişlerdi Müşrikler, Müslümanları Mekke’ye sokmamak için diretmişler, velhasıl burada müşriklerle bir antlaşma yapılmıştı

Bu antlaşmaya göre: “Müşriklerden Müslümanların saflarına geçecek erkekler iade edilecek” Müslüman olmuş ve Resulüllah’a iltica etmiş her erkek kafirlere iade edilecekti Resulüllah: “Bu olmaz!” dedi Kafirlerin murahhası, onların heyetinin başı Süheyl ise: “Bu olmazsa anlaşma da olmaz Kılıçlarımızla üzerinize geliriz” diyerek diretti Allah Resulü ısrar edince, Süheyl”de direnerek “Ben imza atmıyorum” dedi Resulüllah zahirde çok ağır olan bu maddeyi kabul etti

Henüz müzakere bitmiş va fakat antlaşma yazılmamış, yürürlüğe girmemişti. Tam bu sırada oraya Süheyl’in oğlu Cendel geldi 17-18 yaşlarında bir genç… daha yeni Müslüman olmuş, fakat babası Süheyl ona en büyük darbeyi vurmuş, hapse atmış, ellerine ayaklarına zincir vurmuş, elleri, ayakları bağlı genç, yatmış olduğu hapishaneden bin bir güçlükle kurtulup, kanlar içinde ve ayağındaki zincirlerin şakırtısıyla kendini Allah Resulü’nün huzuruna attı “Merhamet Ya Resulüllah!” dedi Vücudundaki mızrak, zincir, kırbaç, sopa yaralarını gösterdi Allah Resulü: “Ahitname daha imzalanmamıştır. Ben bunu alıkoyacağım” deyince, Süheyl karşı çıktı “Gördün mü Ya Muhammed! Anlaşmamıza göre Oğlumu bana teslim edeceksin!” dedi Ne yapacak şimdi ufkun peygamberi… Bir söz vermişti, sözünden dönsün mü?

Peygamberimizin içi kan ağlıyor, vermek istemiyor, ama bir anlaşma var Ya Cendel, ne yazık ki seni iade etmemiz gerekiyor babası oğlunun yakasından tutmuş, çekiyor, çekiyor… Cendel kafasını öbür tarafa çevirmiş, peygamberimizin yüzüne bakıyor. Ya Resulüllah, beni geri mi gönderiyorsun? Ümitlenmiştim, bana sahip çıkacaksın zannediyordum. Beni babamın, bu azgın insanların yanına mı gönderiyorsun, Ya Resulüllah, ben bu ümitlerle zincirlerimi kırmamıştım, bu ümitlerle kapıyı yarıklamamıştım diyor ve ağlıyordu Hz Peygamber ne yapayım ben antlaşama yaptım Antlaşma yaptığımdan dolayı geri gönderiyorum. Mecburum Demek antlaşma yaptın Ya Resulüllah, Sen mi git diyorsun gideceğim Yeter ki sen de gideceğim, Öl de öleceğim…

“Pekala Cendel git! Allah seni ve seninle beraber bütün mazlumları kurtaracak. İslam’ın atisi için benim böyle hareket etmem lazım” dedi

Ashab-ı Kiram’ın hepsi kılıçlarını yarıya kadar çektiler “Ya Resulüllah! Olmaz bu!” Dediler. Ömer o kadar galeyana gelmişti ki, Allah Resulü ile şöyle muhavere etti:

“Ya Resulüllah, Sen bize vaat etmedinmi ki, Kabe’yi ziyaret edeceğiz “

“Ben Allah’ın dediğinden başkasını yapmam “

“Ya Resulüllah, sen Allah’ın peygamberi değil misin?”

“Allah’ın Peygamberiyim Fakat ben Allah’ın dediğinden başka şey yapmam “

“Ya Resulüllah! Sen Allah’ın Peygamberi değil misin?”

“Allah’ın Peygamberiyim, ama ben Allah’a isyan etmem “[1]

İşte ahde vefa örneği

Peygamberimiz hakkında Hz Ali’nin dediği gibi “İnsanların en doğru sözlüsü ve ahdine en vefalısı idi ”

Mehmet Akif Ersoy’un Vefa Örneği

Mithat Cemal Kuntay anlatıyor:

“Meşrutiyetin ilk seneleri Bir cuma Adam boyu kar yağmış ve o gün, ne tramvay ne araba ne şimendifer ne vapur işliyor. Çapa’daki bizim eve ne sütçü gelmiş ne de ekmekçi ve öğlen yemeğinden sonra kapı çalındı

Biz ekmekçi geldi zannettik, baktık Akif gelmiş ve şaşırdım, nasıl geldiğini merak ettim Beylerbeyinden Beşiktaş’a nasılsa bir vapur işlemişti ve ‘bu kadar’ dedi. Bu kadar mı dedim; ‘evet’ dedi Beşiktaş’a geçmiş Beylerbeyi’nden ve tabii, oradan Çapa’ya kadar yayan yürümüş Nasıl yaparsın bunu dediğimde ‘nasıl yapmam; söz vermiştim, geleceğim demiştim; gelmeme, sözümü çiğnememe, ancak ecelim mani olabilirdi’ diyor Akif ” İşte ahde vefa; işte söz; işte sözünde durmak ve işte bir insan örneği

Mehmet Akif, bütün ömrü boyunca, hep verdiği söze bağlı olarak yaşadı Vefa duygusu Onun en belli başlı özelliklerinden birisiydi Arkadaşları, Onun bir defa olsun yalan söylediğini duymadılar Verdiği sözden caydığına şahit olmadılar Yakın dostlarından Mitat Cemal Kuntay anlatıyor

«Balkan Harbi başlarken, Akif Bey, yegane geçim yolu olan resmi memuriyetinden istifa etti Kirada oturduğu evine, bir cuma günü gittim Beş çocuğundan başka, dört çocuk daha vardı

Bunlar kim? dedim

Çocuklarım! dedi Sonra anlattı

Akif, Baytar Mektebinde iken bir arkadaşıyla anlaşmışlar Kim önce ölürse, çocuklarına sağ kalan baksın! » demişler Arkadaşı vefat etmiş Mehmet Akif’te, verdiği söze bağlı kalarak anlaşma hükmünü yerine getirmiş

Mithat Cemal devam ediyor;

Halbuki o zamanlar, Akif Beyin beş parası yoktu; fakat beş çocuğu vardı!

Yine çok yakın dostlarından Fatih Gökmen anlatıyor;

Akif, verdiği söze bağlı olmayanlara insan gözüyle bakmazdı Aramızda geçen bir olayı anlatayım: Ben Vaniköy de oturuyordum Kendisi de Beylerbeyi’nde Bir gün, öğlen yemeğini bende yemeği, sonra da oturup sohbet etmeyi kararlaştırdık O gün, öyle yağmurlu, boralı bir hava oldu ki her taraf sele boğuldu Havanın bu haliyle karadan gelemeyeceğini tabii gördüm Yakın komşulardan birine gittim Yağmur, bütün şiddetiyle devam ediyordu Eve döndüğümde ne işiteyim, bu arada, Mehmet Akif Bey sırılsıklam bir vaziyette gelmiş Beni bulamayınca, evdekilerin bütün ısrarlarına rağmen içeri girmemiş «Selam söyleyin» demiş ve o yağmurlu havada dönmüş gitmiş! Ertesi gün, kendisinden özür dilemek istedim

«Bir söz, ya ölüm veya ona yakın bir felaketle yerine getirilmezse mazur görülebilir” dedi ve benimle altı ay dargın kaldı ”

Kaynak

[1] Hz Peygamber’in “ahde vefa” örnekleri için bkz: İbn Kesîr, el-Bidaye ve’n-Nihâye, Beyrut 1990, IV, 227-228; Hattab, Mahmud Şît, Komutan Peygamber, (çev Ahmet Ağırakça), İstanbul 1988, s 215; Hamidullah, Muhammed, Mecmûatü’l-Vesâiku’s-Siyâsiyye, Beyrut 1987, s 409

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ