Kur'an Yurdu

Naziat Süresi Besairu’l Kur’an Tefsiri

Naziat Süresi Besairu’l Kur’an Tefsiri

Naziat Süresi Mekke’de nazil olan en son sürelerden birisidir. O dönemi şöyle bir gözünüzün önüne getirin. Müslümanlar gizli gizli Müslüman olmuşlar, Gizli gizli Allah’ın Resulüyle buluşup getirdiği hidayet hediyesini kabullenmişler, gizli gizli onu öğrenip yaşamanın kavgasını vermekteler. Müslümanlıkları açığa çıktığı zaman binbir çeşit hakaretlere, işkencelere maruz kalmışlar. Evlerinden, yurtlarından kovulmuşlar, dışlanmışlar, hakaretlere maruz kalmışlar ve nihayet Mekke’nin, Müslümanlar için yaşanmaz olduğu, bunaldıkları bir dönemde gelmiş bu süre.

Hayatlarından bezdirilmiş, dünyaları zindan edilmiş, Müslümanlıklarından dolayı çekmedikleri kalmamış bu garibanlara, bu şerefli Müslümanlara çok bunaldıkları bir dönemde gelen bu süreyle Rabbimiz şöyle sesleniyordu: Ey Müslümanlar! Ey Müslümanlıkları en büyük suç sayılmış müslümanlar! Ey suçları sadece Müslümanlaşmak olan, bunun dışında hiçbir suçları olmayan yiğit kullarım! Endişe etmeyin! Üzülmeyin! Sizin safınızda ben varım! Kendinizi yalnız ve korumasız sanmayın! Ben sizi mutlaka galip getireceğim! Sizin yüzünüzü güldürecek, kaderinizi değiştireceğim! Sonra unutmayın ki nasıl olsa önünüzde mükafat göreceğiniz bir ahiret var. Sizleri hem dünyada, hem de ahirette memnun edeceğim! Müjdesini vererek onlara bir destek oluştururken kafirlere de şöyle sesleniyordu:

Ey kafirler! Ey benimle, benim ayetlerimle, benim peygamberimle, benim inanmış kullarımla savaşa tutuşan kafirler! Benim arzımda benim kullarıma hayat hakkı tanımamaya çalışan, benim elçimi susturmaya çalışan kafirler! Ne Yaparsanız yapın, önünüzde sizi bekleyen bir azap var. Hem dünyada hem de ahirette dayanılmaz yenilgiler ve azaplar sizi beklemektedir! Ne yaparsanız yapın asla ondan kaçıp kurtulamayacaksınız!

Sûrenin ilk beş ayetinde, vücudun en uç noktalarından kafirlerin canını söküp çıkaran, müminlerin canım ise yavaşça çeken Allah’ın emirlerini süratle yerine getirmek için yüzüp yüzüp giden bunu yerine getirirken birbiriyle adeta yarışıp geçen; derken (Allah’ın izniyle kainatı idare etme) işini düzenleyen meleklere yemin edilerek, ardından gelen ayetlerde kıyamet, tüm şiddetiyle gözler önüne serilmektedir: “O gün bir sarsıntı sarsar, ardından başka bir sarsıntı gelir. O gün kalpler korkudan titrer. Gözler donakalır (Naziat 6-9)”

Allah kıyamet gününün şiddetini açıklıyor ki; “Biz çukura girip çürümüş kemikler olduktan sonra ye-niden mi diriltileceğiz. (Eğer öbür taraf Muhammed’in dediği gibiyse bizim) bu dönüşümüz zararlı bir dönüştür (Naziat 10-12)” diye alay edenler, belki düşünürler. Çünkü, o anın gelmesi öyle pek uzak ve zor değildir; “Tek bir haykırmaya bakmaktadır, onlar (uykularından uyanır gibi) hemen uyanırlar (Naziat13-14)”

Müşrikleri, kıyamet gününün dehşetiyle korkutan Allah Teala, küfürlerinde direnenlere, bu kez tarihten örnek veriyor; onların da iyi bildikleri Hz. Musa-Firavun kıssasını anlatıyor ki, belki bundan ibret alıp yola gelirler. Kur’an, olayı ayrıntısıyla açıklıyor. Çünkü durumları, hakka düşmanlığın cezasını suda boğulmakla ödeyen Firavuna çok benzemektedir. Üstelik, Firavun onlardan daha güçlüydü, emrinde hazineler ve ordular vardı. O bile, kendisini Allah’ın azabından kurtaramadı. Toplumun başında iyice azan Firavun, belki yaptıklarından arınır diye Allah, kendisine Musa’yı gönderdi. Allah Teala, Musa’nın getirdiği mucizeler karşısında bile etkilenmeyen, üstelik ona düşman kesilen Firavun’u, adamlarını toplayıp: Sizin büyük tanrınızım diye meydan okuduğu için dünya ve ahiret azabıyla yakaladı

Süre boyunca Allah, müşrikler belki inatlarından vazgeçerler diye her şeyi kullanıyor, anlamaları için ibret alınacak her şeyi kendilerine hatırlatıyor. Onların gözleri, yirmi yedi ila otuz üçüncü ayetler arasında sürekli gördükleri tabiat olaylarına çevrilmek isteniyor: “Yaratılışça siz mi daha çetinsiniz, yoksa gök mü? Onu Allah yaptı. Yükseklik miktarını yükseltti, onu düzenledi. Gecesini örtüp kararttı, kuşluğunu (güneşin ışığını) açığa çıkardı. Bundan sonra da yeri döşedi. Ondan suyunu ve otlağını çıkardı. Dağları sapasağlam çaktı, sizin ve hayvanlarınızın geçimi için (Naziat 27-33)”. Buradaki; Bundan sonra da yeryüzünü serip döşedi ifadesi, yeryüzünün gökyüzünden sonra yaratıldığı anlamına gelmez. Sonra kelimesi iki cümlenin arasında sadece bir bağlaçtır. Çünkü, Kur’an-ı Kerim’in başka bazı ayetlerinde yeryüzünün yaratılışı gökyüzünden önce zikredilmiştir.

Tüm bu hatırlatmalardan sonra, küfredenlere son uyarı yapılıyor: Her şeyi bastıran o büyük felaket (kıyamet) geldiği zaman, o gün insan neyin peşinde koşmuş olduğunu hatırlar. Gören kimseler için Cehennem ortaya çıkarılmıştır (o gün) Artık kim azar ve dünya hayatını tercih ederse (onun için) gidilecek yer Cehennemdir. Ama kim Rabbinin makamından korkar ve nefsi kötü heveslerden vazgeçirirse (onun için) gidilecek yer Cennettir (Naziat 34-41)”

Sürenin son ayetlerinde hitap, Resulüllah’a döndürülerek bu kadar uyandan sonra hala yola gelmeyip kıyametin ne zaman kopacağım sorarak alay eden müşriklere, onun gaybı haber veren bir kahin değil anlayan ve korkan kimseler için bir uyarıcı olduğu bildirilmekte ve son kez yapılan bir uyarıyla süre sona ermektedir: “Onlar onu gördükleri zaman sanki bir akşam veya kuşluk vaktinden fazla kalmamış gibi olurlar (Naziat 46)”

Kaynak: Ali Küçük / Besairu’l Kur’an

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ