Kur'an Yurdu

Namaz Kılmayan Biriyle Evlenmek

Namaz Kılmayan Biriyle Evlenmek

“Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah’ın hakkıdır (1)”. Siz öyle insanlarsınız, öyle kişilersiniz ki Yüce Allah “Ayetlerimiz hakkında alaylı tavırla münasebetsizliğe dalanları gördüğün zaman, -onlar başka bir konuya geçinceye kadar- kendilerinden yüz çevir! Eğer şeytan bunu sana bir an unutturursa, hatırına geldiği gibi hemen kalk, artık o zalimler güruhuyla oturma! (2)”. “Allah yolunda hicret edinceye kadar onlardan dostlar edinmeyiniz (3)”. Aksini yapacak olursanız eğer “…. siz de onlar gibi olursunuz (4)” şeklinde buyurmasına rağmen, hangi zihniyetle, hangi mantıkla Hak’tan uzak olana gönül veriyor, Hak’dan uzak olanla akrabalık bağı oluşturuyor ve Hak’tan uzak olana kız verip kız alabiliyorsunuz….

Yüce Allah’ın “Dinlerini bir oyuncak ve eğlence haline getiren, kendilerini dünya hayatı aldatmış olan kimseleri kendi hallerine bırak! (5)” şeklinde buyurmasına rağmen, yetmiyormuş gibi içine girdiniz, içine düştünüz, Onlarla haşır-neşir oldunuz. Yüce Allah’ın “Bir de namazı hakkıyla ifa edin ve Allah’a karşı gelmekten sakının (6)” şeklinde emir buyurmasına rağmen; aman efendim namaz kılmıyor ama kalbi temiz (nereden gördüyse ve nasıl bu kanıya vardıysa) yada efendim kılmıyorsa bana değil kendine kılmıyor, bana değil kendine zarar veriyor veyahut da ben namaz kılıyorum ve diğer vazifelerimi yerine getiriyorum ama evladım çocuğum getirmiyor ne yapayım gibi şeytani fısıltılara kulak verenler ve bu mazeretlerin arkasına saklananlar, yarın Allah’ın huzurunda durdurulduğu(muz) zaman halleri yada halimiz ne olur orası meçhul

Nitekim Yüce Allah “Gökleri ve yeri hak ve hikmet’le yaratan O’dur. O “ol!” dediği zaman her şey oluverir. Sözü haktır. Sura üfleneceği gün de hakimiyet O’nundur. Görünmeyeni de, görüneni de, olmuşu da, olacağı da O bilir. O, hakim ve habirdir (tam hüküm ve hikmet sahibi ve her şeyden hakkıyla haberdardır) (7)” şeklinde buyurmaktadır.

Artık “Rabbinizden size muhakkak ki deliller gelmiştir. Artık kim gözünü açar görürse kendi lehine, kim de hakkı görmeyip batılı seçerse kendi aleyhinedir (8)” ve Kötü kadınlar ve kötü sözler, kötü erkeklere; kötü erkekler, kötü kadınlara ve kötü sözlere; temiz kadınlar ve temiz kelimeler ise temiz erkeklere; temiz erkekler de temiz kadınlara ve temiz sözlere yakışır. Bu temiz insanlar, o iftiracıların dedikodularından beridirler, onlara mağfiret, değerli ve büyük bir nasip vardır (9)” şeklinde buyurmasına rağmen ve her şey açık ve seçik iken, siz yada siz anne-babalar dünyalık menfaatler ve çıkarlar karşılığında kendinizi ve ailenizi ateşe yönlendirdiniz. Allah’ın buğzettiği ve kötülediği bir şeye hem kendinizi hemde evladınızı teşvik üzerine teşvikte bulundunuz. Sonuç mu; durum ortada.

“Günahın açığını da bırakın, gizlisini de! Çünkü günah işleyenler elbette yaptıklarının cezasını çekeceklerdir (10)” buyurmasına rağmen, artık ne acı bir tablodur ki günahları bile allayıp, pullayıp, süsleyip birde yetmezmiş gibi birde allı duvaklı gelinlik giydirip insanların hizmetine sundunuz. Zaten gözü para hırsı bürümüş olan kişi tüm benliğini buna adamışken, birde böyle bir durumla karşı karşıya kalınca ne günah aklına geldi, ne cehennem. Allah’ın emirleri nerede siz (bizler) nerede?

Kızını fasık bir kimseyle evlendiren anne-babanın durumu

Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v): “Kızını fasık bir kimseye veren kimse, ona olan acımasını kesmiş (ve onu ateşe atmış)tır” ve başka bir hadis-i şeriflerinde ise “Nikah bir bakıma cariyeliktir. Sizden biriniz kızını kime verdiğine baksın (ve araştırsın)” şeklinde buyurmasına rağmen; buyruk ve emirlerle bizim aramızdaki mesafe doğuyla batı gibi, süreyya yıldızı gibi çok uzak.

Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v): “Kim Allah için evlenir ve evlendirirse, Allah’ın dostu olmaya layık olur” şeklinde buyurmasına rağmen ve birinci bölümde üzerinden geçildiği üzere sizin davanızda, güttüğünüz amaç da Allah rızası için değil, tamamen kendi çıkarlarınız ve kendi egolarınızı tatmin için. Bu ya zevki tatmin içindir, ya çoluk çocuk içindir yada daha farklı bir sebeptir ki en basit örneğinden şöyle bir misal verecek olursak; sözde evliliği neslinin devam etmesi yani çoluk çocuk sahibi olmak için evlenen birisinin çoluk çocuk sahibi olamadığını varsayacak olursak güttüğü davada, güttüğü amaçta hepsi boşa gitti. Ortada ne Allah rızası kaldı nede başka bir şey.

Yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden kendinizi ve ailenizi koruyun (Tahrim 6)

Yüce Allah “Ey iman edenler! Kendilerinizi ve ailenizi, yakıtı insanlarla taşlar olan o müthiş ateşten koruyun! (11)” şeklinde buyurmasına rağmen; sizler tamamen ateşin içerisine dalan tiplere gönül verdiniz, onlara sevgi beslediniz, hoşnutluğunu kazanmak ve çıkar amaçlarınız için yanlışlarına doğru dediniz, bir çok yanlışlarını görmenize ve bilmenize rağmen -ki aynı yanlışların bir kısmı sizde de mevcut- sesinizi çıkaramadınız. Sözde sünnet adı altında, kendinizce evliliği bir ibadet sayarak, ibadetle alakası olmayanlara kızınızı verdiniz yada kızlarını aldınız. İşte “Onların bu ticaretleri bir kazanç temin etmemiştir. Ve onlar hidayete ermiş kimseler değildir (12)”

Oysa Yüce Allah “Allah’a teslim olan erkekler ve teslim olan kadınlar, İslam dinine iman eden erkekler ve iman eden kadınlar, taate devam eden erkekler ve taate devam eden kadınlar, dürüst erkekler ve dürüst kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, mütevazi erkekler ve mütevazi kadınlar, hayır yolunda infak eden erkekler ve infak eden kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve ırzlarını koruyan kadınlar, Allah’ı çok zikreden erkekler ve çok zikreden kadınlar var ya, işte Allah onlara mağfiret ve büyük bir mükafat hazırlamıştır (13)” şeklinde buyurmaktadır.

Bu dünyada Allah’a ve Resulüne itaat edip, emir ve yasaklarına riayet edip, o doğrultuda yaşayanlar “Şüphe yok ki, o gün cennetlikler bir eğlence içinde safa sürerler, Onlar ve eşleri gölgeler içinde tahtlar üzerine dayanıp durmuşlardır, Onlar için orada taze yemişler vardır ve onlar için ne isterlerse vardır (14)”. “Yanlarında, kocalarından başkasının yüzüne bakmayan, yumuşak bakışlı, güzel gözlü, gün yüzü görmemiş eşleri de olacaktır (15)”. “Onların beraberinde, gözleri kocalarından başkasını görmeyen yumuşak bakışlı, aynı yaşta güzeller vardır (16)”. “O gökleri ve yeri yaratan, sizin için kendi cinsinizden eşler kılmıştır (17). “En büyük kayba uğrayanlar, hem kendilerini hem de ailelerini kıyamet gününde hüsrana sürükleyenlerdir (18)”

İşte bu hüsrana uğrayanlar kendileri midir, anne-babaları mıdır herkes şöyle bir düşünüp karar versin. Anne-baba şüphesiz ki evladının kötülüğünü istemez ancak şurası da açık bir gerçektir ki kızı istemediği birisi ile, kızın rızası olmadan evlendirmeniz de söz konusu değildir. Her ne kadar evlat üzerinde söz hakkına sahip olsanız da. Ama evladında başka birisi için anne-babaya rest çekmesi yada gönlünü incitmesi de söz konusu değildir. Bu işi ancak konuşarak anlaşarak çözebilirsiniz. Bağırıp, çağırarak çözülecek bir mevzu değildir. Tere yağından kıl çekercesine incitmeden, kırmadan anlaşarak konuşmak en makul ve mantıklı bir yoldur ve çözümdür.

Kaynak: İsmail Ekinci

(1-En’am Süresi 1) (2-Maide Süresi 68) (3-Nisa Süresi 89) (4-Nisa Süresi 140) (5-Maide Süresi 70) (6-Maide Süresi 72) (7-Maide Süresi 73) (8-Maide Süresi 104) (9-Nur Süresi 21) (10-Maide Süresi 120) (11-Tahrim Süresi 6) (12-Bakara Süresi 16) (13-Ahzab Süresi 35) (14-Yasin Süresi 55-57) (15-Saffat Süresi 48) (16-Sad Süresi 52) (17-Şura Süresi 11) (18-Şura Süresi 45)

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ