Kur'an Yurdu

Müddessir Süresi Beyanu’l-Hak Tefsiri

Müddessir Süresi Beyanu’l-Hak Tefsiri

Müddessir Süresi 6. Ayet Meali: Yaptığını çok görüp de başa kakma

Müddessir Süresi 6. Ayet Meali: Ne kadar çok olursa olsun, yaptığın hiçbir iyiliği asla çok görme ve başa kakma. Zira ne kadar çok olursa olsun iyilik çok görülmez ve imkan varsa daha fazlası yapılır; iyilik hiçbir zaman başa kakılmaz da. Peygamberlik görevin sebebiyle hiçbir karşılık bekleme

Müddessir 26-27 ve 28. ayetlerin Meali ve Tefsiri

Müddessir Süresi 26-27-28. Ayet Meali: Onu Sekar’a sokacağım. Sekar’ın ne olduğunu sen nasıl bileceksin. O, içine atılandan ne bir şey bırakır, nede yakmaya arar verir.

Müddessir Süresi 26-27-28. Ayet Tefsiri: Zira oraya atılan kafirlerin bedenleri, dıştan içe (kalbe) doğru bir çırpıda yanıp tükenir ve her defasında derileri / bedenleri yenisiyle değiştirilir; bu şekilde cezalandırma ara vermeden, yenilenerek devam eder

Müddessir Süresi 31. Ayet Meali: Ve biz Cehennemin muhafızlarını meleklerden başka kılmadık ve onların adetlerini kafir olanlar için ancak bir imtihan kılmış olduk. Ta ki: Kendilerine kitap verilmiş olanlar, iyice öğrensinler. Ve iman etmiş olanlara da iman arttırsın ve kitap verilmiş olanlar ile mümîn bulunanlar, şüpheye düşmesinler. Ve kalplerinde bir maraz bulunanlar ile kafirler de desin ki: Allah bu misalle ne demek istemiştir? işte Allah, dilediği kimseyi böyle sapıklığa düşürür ve dilediği kimseye de hidayet nasip buyurur ve Rabbin ordularını ancak kendisi bilir ve o, insan için ancak bir öğüttür.

Müddessir Süresi 31. Ayet Tefsiri

Müddessir Süresi 31. Ayet Tefsiri: İman bakımından kalpte ki hastalık iki türlüdür. Biri, inkar eden bir şahsın görünüşte mümin gibi davranmasını gerektiren nifaktır. Diğeri ise, henüz Hz Peygamberi ve Kur’an’ı tam olarak tanımamış, hakikatlere vakıf olamamış, dolayısıyla kalbine iman girmemiş; ama sosyal manada ve samimiyetle müminler gibi salih amel işlemeye ve dini öğrenmeye gayret eden kişide ki iman zaafiyeti ve tevekkülsüzlüktür.

Kur’an’a göre hayır ve şer, iman ve küfür, hidayet ve dalalet gibi amel ile ilgili olup her mükellefin; dünya ve ahiret hayatında ki konumunu belirleyecek hususlarda Allah’ın dilemesi, kulun dilemesine tabidir. Allah, insanların hayrını / iyiliğini istediği için; onları fıtri din, akıl, peygamber ve vahiy gibi dört mükemmel ışık ile aydınlatmış, sonra da insnaı, eşit bir sınav ortamında, kendi hür iradesi ve tercihiyle baş başa bırakmıştır. İyilikleri kendi lehine, kötülükleri ise aleyhinedir. O nedenle Yüce Allah, hem adaleti hem de dünya ve ahiret hayatının yaratılış amaçları gereği hiç kimseyi, hür iradesiyle dileyip tercihini eyleme dönüştürmediği sürece, ne hidayete erdirir ne de dalalete mecbur eder. Hidayet de dalalet de kulun ardu edip tercihini eyleme dönüştürmesinin sonucudur. Dilemek ve eyleme dökmek kuldan, dahili ve harici sebepleri ve sonucu yaratmak ise Allah’tandır.

Müddessir Süresi 32-48. Ayet Meali: Ama öyle yapmıyorlar. Andolsun aya, Geri geldiğinde geceye, Aydınlandığı zaman sabaha, Muhakkak ki o büyüklerden biridir. İnsanlar için bir uyarıcıdır. Aranızdan ileri gitmek yahut geri kalmak isteyene, Her bir nefis kazandıkları karşılığında rehin alınmıştır. Yemin ashabı müstesna. Cennetlerdedirler, birbirlerine soru sorarlar, Suçlular hakkında: Sizi Sekar’a ne sürükledi? Derler ki: Biz namaz kılanlardan değildik, Yoksullara yedirmezdik, Biz de dalanlarla birlikte dalardık. Din gününü yalanlardık. Nihayet ölüm gelip bize çattı. Artık şefaat edenlerin şefaati onlara fayda vermez.

Müddessir Süresi 32-48 Arası Ayetlerin Tefsiri

Müddessir Süresi 32-48. Ayet Tefsiri: Cehennem, ileri giden ve geri kalan her iki kesim için de uyarıcı görevini yüklendiğine göre, dinde ileri gidenler ve inkarda diretenler, yahut inandığını söyleyen fakat salih iş yapmayanlar kast edilmiş olabilir. Çünkü, bu iki kesimin ikisi de ifrat ve tefritleri sebebiyle cehennemliktirler. Mesela şu ayetler bu hususa örnek verilebilir:

“Ey Ehl-i Kitap! Dininizde aşırılığa kaçmayın! Allah hakkında gerçek dışı şeyler söylemeyin! Mesih Meryem oğlu İsa, ancak Allah’ın elçisi, Meryem’e ilka ettiği kelimesi ve Ondan bir ruhtur! Siz de Allah’a ve elçilerine iman edin ve ‘üçtür’ demeyin! Kendi iyiliğinize artık bu safsataya son verin! Allah, ancak tek bir İlahtır. Oğlu olmaktan Onu tenzih ederim! Göklerde ve yerdeki her şey Onundur. Vekil olarak Allah kafidir! (Nisa 171)”

“Ey iman edenler! Allah’aq karşı gelmekten sakının. Herkes, yarın için ne hazırladığına bir baksın. Allah’a karşı gelmekten sakının. Muhakkak ki Allah yaptıklarınızdan haberdardır. Sakın ha, Allah’ı unutanlar gibi olmayın. O da onlara kendilerini unutturmuştur. İşte onlar, dinden çıkmış kimselerdir. Cehennemliklerle cennetlikler bir değildir; kurtuluşa erenler sadece cennetliklerdir (Haşr 18-20)

O nedenle suçlular, mahşerde hesaba çekilmeden, yani rehin tutuldukları hayatın ehsabını vermeden gidecekleri yere gönderilmeyeceklerdir.

Ahirette insanlar şu üç kategoriye ayrılacaklardır:

∟ Sabikun

∟ Eshabu’l Yemin

∟ Eshabu’l Şimal.

Sabikun ve Eshabu’l Yemin, amel defterleri önlerinden ve sağ taraflarından verilecek olan hayırlı, uğurlu müminlerdir. Sabıkun ise bunların öncüleridir.

Belli ki burada söz konusu olan kimseler, İslam’la müşerref olduktan; Allah’a, Peygamber’e ve ahiret gününe iman ettikten sonra imanlarının kadirini bilmeyen gafillerdir. Doalyısıyla onları ateşe götüren şey, başlangıçtan itibaren hesap gününü yalanlamaları değil, Allah’a ve hesap gününe iman ettikten sonra, bu imanlarını salih amel ile desteklememeleri; bilhassa mümini koruyucu ve ahlaken yüceltici özelliğe sahip namaz, oruç, zekat gibi ibadetleri terk etmeleri, çekinmeden içine daldıkları insana yakışmayan sözler ve davranışlarla imandan sonra fasık adını almış olmalarıdır.

Mesela; onlar Müslüman olduklarını söylemekle birlikte, zamanımızda sıkça görülüp işitildiği gibi: Nasıl olsa dinden çıkarmaz diyerek namazı kılmazlar, yoksulu doyurmazlar, din ve dini değerler hakkında konuşanlarla birlikte ileri-geri konuşurlar; sonunda ahirete gidip de gelen var mı? gibi düşünmeden sarf edilen ifadelerle işi yalanlamaya kadar götürmüş olabilirler. Çünkü güzel ahlak ve onu besleyen namaz, oruç, zekat, hac, sadaka, kurban gibi vecibeler ve salih işler imanın koruyucusudurlar.

Eğer mümin, imanını, kendisine hayat verecek kadar ibadet ve güzel ahlak ile muhafaza altına alıp korumazsa, sonunda kalbi ile arası açılır, dönüşü olmayan o korkunç felakete sürüklenebilir. Nitekim Allah Teala Bakara Süresinde ibadeti terk ve dine aykırı söz, iş ve davranışların ebedi cehenneme sürükleyen serüvenini şöyle açıklamıştır:

“Evet, kim bilerek bir kötülük işler, sonra da günahları kendisini çepeçevre kuşatırsa işte, cehennemlikler onlardır ve onlar orada ebedi kalacaklardır (Bakara 81)”

Resulüllah (s.a.v) de: Küçük günahlarda ısrar büyük günaha, büyük günahta ısrar ise mümini küfre ve cehenneme götürür.

Müddessir Süresi 53-55. Ayet Meali: Hayır! Doğrusu onlar ahiretten korkmazlar. Hayır, gerçekten o bir öğüttür. Kim dilerse ondan öğüt alır.

Müddessir Süresi 53-54-55. Ayetlerin Tefsiri

Müddessir Süresi 53-55. Ayet Tefsiri: Kendi arzu ve iradesiyle öğüt almak istemeyen hiç kimseye, Allah dilemediği sürece başka bir kimsenin verdiği öğüt etkili olmaz.

Bu ve benzeri ayetlerin iki yönlü izah tarzının olduğunu düşünüyoruz.

Birinci İzah: Birinci izah tarzı şu ayetin ışığındadır: “Alemlerin Rabbi Allah dilemediği sürece, siz hiçbir şeyi dileyemezsiniz (İnsan 30). Evet denilmiştir ki: “Evrende her şey mahiyeti içerisine yerleştirilmiş kanunla muvacehesinde hareket ettiği için evren ister istemez müslim’dir”.

Allah’ın iradesine, kayıtsız şartsız boyun eğip teslim olmuştur. Kur’an açısından bu durumun tek istisnası insanlar ve cinlerdir. Çünkü onlar, Allah’ın emrine uyup uymamakta tercih yapma ve iradelerini kullanma yetkisine sahiptirler. Bu demektir ki; İnsanlar ve cinlerin dışındaki tüm yaratılmışlar, yaratılışları icabı müslümdirler; her biri hangi amaçla yaratılmış ve nasıl bir görevi icra etmek üzere donatılmışsa, sadece onu yapar. Çünkü onlara, akıl, irade ve tercih kabiliyeti verilmemiştir.

Ama insan, yetişkinlik çağına girdiği andan itibaren, kendi irade ve eylemlerinde serbesttir; yükümlülüklerinden sorumlu olmak kaydıyla istediği şeyi yapmakta hürdür. Fakat hiçbir insan, aklını ve hür iradesini kullanırken bile, fıtratı icabı, asla Allah’tan bağımsız da değildir; Allah’a rağmen ne bir şey yapabilir ne de dileyebilir.

Mesela; Doğarken, yaşarken ve ölürken insanın kendi iradesi ve tercihi söz konusu değildir. Canlı bir organizma olan bedenin varlığı, işleyişi, organların, sinir sisteminin, hücrelerin v.s işlevsel olarak varlıklarını devam ettirebilmeleri hep Allah’a; O’nun sürekli yaratmasına bağımlıdır.

Dünya ve ahiret hayatının yaratılış amacı ve Allah’ın adalet prensibi sebebiyle iman ve küfür; başka bir ifade ile hidayet ve dalalet; her ikisi de kulun kendi hür iradesi ve kararlılıkla gerçekleştirdiği eylemlerinin bir sonucudur. Allah tüm insanların iyiliğini ve hidayetini istemiş, onlara fıtri din, akıl, peygamber ve vahiy gibi emsalsiz dört mükemmel ışık ile aydınlanma imkanını bahşedip iradeleri doğrultusunda kendilerini serbest bırakmıştır. Ancak, kulun hayrına olacağı için imana teşvik etmiş, küfre / dalalete mani olacak tüm tehditleri de indiridği kitapları vasıtasıyla dehşet verici bir üslupla kendisine duyurmuştur.

Son tahlilde rahatlıkla denebilir ki; Hidayet ve dalalet hususunda Allah’ın keyfi bir izni ya da izin vermemesi diye bir şey yoktur. Dileme, irade ve eylem kuldan, hidayette muvaffak kılma ise Allah’tandır. Hidayet üzere olanlar, Allah’ın lütfu ile kendi hür irade ve eylemleri sonucu iman ve hidayete eredirilmiş; dalalettekiler ise; önlerine konulan ilahi rehberliğe ve tüm uyarılara rağmen, sırf kendi keyfi istekleri ve kararlı eylemleri ile doğru yoldan sapmışlardır.

“….İman edenler Allah dilerse tüm insanları hidayete erdirebileceği gerçeğini hala öğrenmediler mi? (Ra’d 31). Şayet Rabbin dileseydi, yeryüzündekilerin hepsi toptan iman ederdi. Öyleyse sen mi iman etsinler diye insanları zorlayacaksın! Allah’ın izni olmadan hiç kimsenin iman etmesi mümkün değildir. Allah, murdarlığı / kafa karışıklığını aklını kullanmayanlara verir. De ki: Göklerde ve yerdekilere bakın: Fakat iman etmek istemeyenlere ne ayetler fayda verir ne de uyarılar. Bunlar, ancak kendilerinden önce gelip geçmiş kavimlerin başlarına gelen günlerin benzerlerinin kendilerine de gelmesini beklemektedirler. De ki: Bekleyin, ben de sizinle birlikte beklemekteyim. Sonra Biz, elçilerimizi ve iman edenleri kurtarırız. İşte böyle, müminleri kurtarmak Bize düşer (Yunus 99-103)”

Kaynak: M. Zeki Duman / Beyanu’l-Hak / C: I / bkz: 54-63

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ