Kur'an Yurdu

Leyl Süresi Besairu’l Kur’an Tefsiri

Leyl Süresi Besairu’l Kur’an Tefsiri

Leyl Süresi, Mekke’de nazil olmuş bir süredir. 21 ayettir ve Kur’an-ı Kerim de 92. süredir Süre muhteva olarak Şems Süresine o kadar benziyor ki sanki bu iki süre birbirinin tefsiri mahiyetindedir. Bu durum her ikisinin de Mekke’de aynı dönemde nazil olduklarını göstermektedir. Birinde anlatılanlar diğerinin tefsiri mahiyetindedir.

Rabbimiz öteki Mekki Sürelerin pek çoğunda olduğu gibi bu sürede yine yeminle söze başlıyor. Yeminler burada da söz konusu ama bir önceki süredeki yeminlerin tam tersi söz konusu burada. Bir önceki sürede önce güneşe ve onu Duha’sına yani aydınlığına sonra da örttüğü zaman geceye yemin edilirken burada bunun tam tersine yani önce geceye sonra da gündüze yemin ediliyor. Evet sare iki yeminle başlıyor. Leyl ve nehar’a, gece ve gündüze, erkek ve dişiye yemin ediliyor. İlk önce karanlığın her yeri kaplayıp bürümesine ve gündüzün gelip ortalığı aydınlatmasına yemin ediliyor, sonra da erkek ve dişinin yaratılışına yemin ediliyor.

Sürenin başındaki bu yeminlerle anlayabildiğimiz kadarıyla kainatta ki varlıkların birbirlerinin zıddı, birbirlerinin mukabili olduğu anlatılır. Semanın mukabili arz. Gündüzün mukabili gece. Karanlığın mukabili aydınlık. Kadının mukabili erkek. İyinin mukabili kötü. Hayır şer, hak batıl, mümin kafir, güçlü zayıf, beyaz siyah gibi her şey mukabiliyle yaratılmıştır. İnsan da böyledir. İnsanda da mümin ve kafir olarak, iyi-kötü olarak görüyoruz. Nasıl ki gece varken onun mukabili yoksa, yani gece varken onun mukabili olan gündüz yoksa, birinin varlığı diğerine izin vermiyorsa o zaman insanda ya küfürde, ya da imanda olacaktır. Çünkü iman ya da küfürden birinin varlığı diğerinin yokluğunu gerektirecektir. Kişide iman varsa küfür olmayacak, küfür varsa da iman olmayacaktır.

Küfür ve şirk, imanın üstünü örten gece gibidir. Fıtrat gereği iman üzerine yaratılan insanda, asıl olan iman kabuk mahiyetindeki arızi olan küfür ve şirkle örtülmektedir. İşte Leyl Süresinde de bu husus anlatılır.

İşte bu sürede (Leyl Süresi) diğer varlıklar gibi insanların da çeşit çeşit olduğu, buna bağlı olarak ta insanların amellerinin çeşit çeşit olduğu anlatılır. Yani gecenin gündüzden, aydınlığın karanlıktan, kadının erkekten farklı oluşları gibi insanların niyetlerinin, amellerinin, hayatlarının da farklı olduğu ve bu farlılık gereği hayatlarının neticesinin de farklı olacağı anlatılır.

Bu yeminlerin akabinde yeminlerin cevabı olarak üç vasıf, üç sıfat, üç özellik sayılır. Ve bu üç vasfın sahiplerinin kolaya kolaylanacağı, kolaya erdirileceği yani cennete girmesinin kolaylanacağı anlatılır. Sonra üç vasıf daha anlatılır. Bu vasıfların sahiplerinin de zora kolaylanacağı yani cehenneme düşmelerinin kolaylanacağı anlatılır. Sonra da hayat programlarını Allah’ın istediği biçimde, Allah’ın istediğine göre ayarlayanların Allah’n rızasına ve rıdvanına ererek cennete gideceği, aksini yapanların da cehenneme yuvarlanacakları anlatılır.

İnsanın yapacağı ameller ve buna mukabil göreceği karşılıklar konusu, birbirinden kesin çizgilerle ayrılan zıtlıklar halinde vurgulanarak, insanoğlu uyarılmak isteniyor. Allah Teala, gece ve gündüz ile erkek ve dişinin yaratılması üzerine yemin ediyor. Gece gündüze; erkek dişiye nasıl zıtsa, insanın yaptığı ameller ve göreceği karşılıklar da öylece birbirine zıttır.

Süre insanın, yaradılış mucizesi ile yüz yüze getirilmesiyle başlıyor. Gece ve gündüz birbirine karşı iki mucizedir. Ve insanın ruhunu farklı şekillerde etkilerler. Türlerin karşılıklı iki cins olarak yaratılması da başka bir mucizedir. İnsan aklının kavramakta çaresiz kaldığı ilahi hikmet ve inceliklerle dolu, üzerlerine yemin edilen iki farklı yaratılış:

Karanlığı ile ortalığı bürüdüğü zaman geceye, aydınlandığı zaman gündüze. Erkeği ve dişiyi yaratana andolsun (Leyl Süresi 1-3)”

Allah Teala; “sizin işleriniz çeşit çeşittir (Leyl Süresi4)” ayetiyle, insanların yaptıkları şeylerin sebepleri, hedefleri, sonuçları ve hakikatlerinin değişik olduğu gerçeğini bildirdikten sonra, sürenin eksenini oluşturan ana meseleye geçiyor.

İki farklı insan tipini ve bunların dünya ve ahiret hayatında yüz yüze gelecekleri durumları önümüze seriyor. Bu sürenin Hz. Ebu Bekir hakkında nazil olduğu söylendiği gibi, aşırı cimriliği ile tanınan Ümeyye İbn Halef hakkında nazil olduğu da rivayet edilmektedir. Rivayetler ne olursa olsun burada dikkat çekilmek istenen şudur:

İki farklı tip insandır: Sıdkı ve cömertliği ile övülmüş olan Hz. Ebu Bekir (r.a), nifak ve cimriliği ile lanetlenmiş Ümeyye İbn Halef ve onun gibileri. Sürede, insanın çeşit çeşit çalışmaları iki kısımda gösteriliyor. Her iki kısımda verilen bilgiler, iki insan tipinin davranışlarının temelini oluşturan ve bütününü ihtiva eden bir üslup ve mahiyette verilmiştir. İnsanın çalışmasından üç şeye yer verilir:

1-► Onun kendisine ihsan edilen rızıkdan cömertçe sarf etmesi ve servetinde cimrilikten kaçınması: “kim Allah yolunda harcar… (Leyl Süresi 5)”

2-► Kalbindeki Allah korkusunun onu yaşamında Allah’ın hoşnut olmadığı her tür davranıştan sakındırması: “… ve ondan korkar (Leyl Süresi 5)”

3-► İyiliği tasdik etmesi: “İyiliği tasdik ederse (Leyl Süresi 6)”.

Burada iyiliğin manası geniştir. İslâa akidesini kabul etmenin yanında Allah’ın doğru olarak göstermiş olduğu bütün iyiliklere uymayı da ihtiva eder. Böyle yapmakla ona, dünyada ve ahirette her şeyin kolay kılınacağı müjdelenir. Önündeki bütün zorluklar onun için kolaylaştırılır, her şey için de ona tam bir muvaffakiyet verilir:

Biz onu en kolay olana muvaffak kılacağız (Leyl Süresi 7)”

Aynı sıralama ile birinci kısımdaki insan tipinin tam karşıtı olan açıklanır: O cimrilik eder, kendisine ihsan edilen servetlerden infak etmeyi gereksiz görür ve elindekinin mevcudiyetini Allah Tealaya değil de kendisine bağlar. Allah Tealanın indirdiğine değil de kulların koyduğu nizamlara uyup İslam’ı inkar ederse, Allah onu dünya ve ahirette zorluklardan zorluklara sürükleyecektir:

Fakat kim de cimrilik eder ve Allah’a ihtiyacı olmadığını iddia eder ve en güzel olan “İslam” akidesini yalanlarsa. Biz, onu zor olana sürükleriz (Leyl Süresi 8-10)”

Surenin son bölümünde, bu ayrı yollardan giden insanların akıbetlerinin ne olacağı açıklanır. Kötüler vakitlerini doldurup hesaba çekildikleri zaman, cimrilik edip infak etmekten sakındıkları servetleri onlara hiç bir fayda vermeyecektir:

Helak olduğu zaman, malı ona asla fayda vermez (Leyl Süresi 11)”

Ayrıca hiç bir mazeret de ileri süremeyeceklerdir. Çünkü Allah Teala her kavme onları kendi dinine çağıran ve azabını gerektirecek yollara sapmaktan sakındıran uyarıcılar göndermiş onları uyarmıştır:

Sizi, alev alev yanan ateşe karşı uyardım (Leyl Süresi 14)”.

Müminlerin mükafatı ise memnun kalacağı ve hoşnut olacağı şeylerdir: “Elbette kendisi de hoşnut olacaktır (Leyl Süresi 21)”. Çünkü o Allah’a karşı gelmekten şiddetle sakınmış, infak ederken, gösterişten uzak kalarak, bunu yalnız Onun rızasını kazanmak için yapmıştır:

Ki o malını temizlemek için verir. Ancak o çok yüce Rabbinin rızasını kazanmak içindir (Leyl Süresi 18-20)”

Allah Teala, insanların görecekleri mükafatların ve cezaların müsebbibinin yine insanların kendileri olduğunu bildirir. Çünkü Allah Teala, insanlara doğru yolu göstermiştir:

Doğru yolu göstermek Bize aittir (Leyl Süresi 12)”

“Şüphesiz ahiret de, dünya da Bizimdir (Leyl Süresi 13)”.
Dünya da bize aittir, ahirette bize aittir. dünyada bizimdir ahiret de bizimdir diyor Allah.

a-► Dünya da bize aittir, ahiret de bize aittir. Ey insanlar, konumu gereği veya iradeleriniz gereği Allah dünyada size dokunmadı diye dünyayı atlattık zannediyordunuz, ama ahirette bizimdir, orada ne yapacaksınız ya? Allah’ı dünyada atlattığınızı zannediyorsunuz belki ama, ahirette ne yapacaksınız? Orası da bizimdir. Yani dünyanın konusu sizin kendi kendinize plan, program yapmanıza müsaittir. Hikmeti gereği Allah sizlere irade vermiştir. İmtihan gereği Allah dokunmuyor dünyada size. Peki öbür tarafta ne yapacaksınız? Dünya kendinizin zannediyorsunuz ve aldanıyorsunuz, halbuki dünya Allah’ındır, ahiret de onundur

b-► Sakın şaşırıp yanılıp ta mülkün kendinize ait olduğunu zannetmeyin. Dünyanın da, ahiretin de mülkü bizimdir diyor Allah.

c-► Sizin zannettiğiniz gibi dünya ile ahiret ayrı değildir. Dünya ile ahiret bir bütündür. Öyleyse Allah yolunda olun, Sırat-ı Müstakime girin

d-► Dünyanın da, ahiretin de mülkü bizimdir. Hangisini isterseniz size onu veririz, ama neticesi size aittir. Kim dünyayı isterse kıl payı bile eksiltilmeden onu ona veririz, ama sonucuna kendisi katlanmak şartıyla.

Bu ayetten anlaşılan o ki, sadece dünyalık isteyen, planını, programını dünyalık elde etmek için yapan ve ahireti hesaba katmayan kimselerin ne kadar akılsız ve aptal olduklarını anlatılıyor.

Biz biliyoruz ki dünyanın rızkı mümin-kafir ayırımı yapılmaksızın Allah’ın bir lütfudur. Yani dünyayı isteyenlere de, ahireti isteyenlere de dünya rızkı verilmektedir. Bu konuda ikisi arasında bir fark gözetilmemektedir. Bu zaten ezelde takdir edilip hükme bağlanmıştır. Onun için tüm hesaplarını dünyalık için yapanlar aslında en büyük aptaldırlar.

Neden?

Zaten verilecek de ondan. Zaten Allah onu onlara verecek. Allah zaten herkese dünyada bir şeyler ayırmışken, ahiretini ayaklarının altına alırcasına dünyanın ve dünyalıkların peşine takılanlar aptal değil de nedir? Bana ayırdığını zaten bana ulaştıracak. Bana ayırdığını kesinlikle başkalarına vermeyecek, başkalarına ayırdığını da, çatlasam patlasam da kesinlikle bana vermeyecek. Ya da ben gecemi gündüzüme katarak çırpınsam da Allah’ın bana takdir ettiğinden fazlası da bana gelmeyecek. Allah bunu zaten vaat etmiştir. Hal böyleyken, ben tutmuşum bana ayrılan dünyalık konusunda tüm zamanımı harcayarak ahiret konusunda plan program yapmıyorum. Bu aptallığın, ahmaklığın ta kendisidir.

Sizi alevler saçan ateşle uyardım; oraya, yalanlayıp yüz çevirmiş olan o en azgından başkası yaslanmaz (Leyl Süresi 14-15)”

Ben sizi alev saçan, titreyen, kükreyen, müşterilerini bekleyen bir ateşle uyardım. Ben sizi yarın olacaklarla, yarın mutlak surette başınıza geleceklerle uyardım. Size olan merhametimden dolayı her şeyi açık açık size anlattım. Size o ateşi haber verdim ki, ancak şakiler, azgınlar, tağutlar, Allah yasalarına teslim olmayanlar, Allah karşısında bilgi iddiasında bulunanlar, Allah karşısında güç iddiasında bulunanlar, Allah’a karşı, Allah’ın hidayetine, Allah’ın hayat programına karşı davrananlar o ateşe yaslanacaktır. Unutmayın ki Allah size bir uyarı göndermiştir. Nuh (a.s), Hud (a.s), İbrahim (a.s), Ad, Semud ile ve son elçisi Muhammed (s.a.v) ile size bir uyarı göndermiştir. Size bir uyarı gelmiştir ki, o ateşe ancak şakiler yaslanacaktır.

İnsanlar Kur’an-ı Kerim’in tekliflerini zor ve sıkıntı verici bulabilir ya da bazı dünyalık zevklerden uzaklaştırıcı sayabilirler. Halbuki Kur’an insanların şekavete düşmelerini önlemek ve onlara saadet kazandırmak için indirilmiştir.

Ki o yalanlayıp yüz çevirmiş olandır (Leyl Süresi 16)”. Dini yalan sayar, Allah’ın hidayetini, Allah’ın yol gösterisini, Allah’ın hayat programı olan kitabını, cenneti yalan sayar, dinlemez, sırt çevirir, ilgilenmez, önemsemez. Yalan sayan, yalanlayan, yüz çeviren, kabullenmeyen, cehennem ameliyle ilgilenen kişidir. Ya diliyle inandığını iddia edip de hayatıyla yalanlayan, ya da hem diliyle, hem de hayatıyla yalanlayan, yok farz eden, ciddiye almayan kişi o ateşe yaslanacaktır. Onun sığınağı, barınağı, anası, ana kucağı ateştir. Ama: “Arınmak için malını veren, en çok sakınan kimse ise ondan uzak tutulur (Leyl Süresi 17-18)”

Muttaki olanlar, Allah’tan korkan, Allah’ın koruması altına giren, Allah ile yol bulan, Allah’ın hidayetine tabi olan ve hayatını Allah için yaşayan, Allah’ın belirlediği yasalara uygun olarak yaşayan, Allah’ın korunmasına yönelenler, Allah’ın korunmasına sığınanlar işte onlar ateş ehlinden olmayacaklar.

O, yaptığı iyiliği birinden karşılık görmek için değil, ancak yüce Allah’ın hoşnutluğunu gözeterek yapmıştır (Leyl Süresi 19-20)”

Kimseden bir karşılık beklemez onlar. Hiç kimseye de bir borçları yoktur onların. Kimseye minnetleri yoktur. Yani mallarını verirken başkasının gözüne girmek, başkalarına övünmek için değil, sadece Allah rızası için verirler. Sadece Allah’ın hoşnutluğunu ararlar.

Onlar Kur’an-ı Kerim’in başka yerlerinde de anlatıldığı gibi; men ve eza ile sadakalarını boşa çıkarmazlar. Daha iyisini beklediğinden dolayı insanlara iyilikte bulunmazlar. Kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez mantığı ile insanlara iyilikte bulunmazlar. Yani karşısındaki insanlara yaptığı bir iyilik, bir infak karşılığında onların kendisine minnet duymalarını, karşısında ezilip büzülmelerini istemezler onlar. Ya da yaptıkları bir infak karşılığında eza vererek, yardımda bulunduğu insanları tiksindirerek iyiliğe balgam atmazlar. Eğer iyilik Allah için yapılmışsa o buna her zaman layıktır derler. Onlar yaptıklarını sadece Allah için yaparlar ve sadece bu işin sonunda Allah’ın rızasını ve hoşnutluğunu umarlar.

Elbette kendisi de hoşnut olacaktır (Leyl Süresi 21)”

Elbette Allah yakında onu hoşnut edecektir. Tevbe süresinin 72. ayetinde anlattığı gibi Allah onlardan razı olmuş ve onları da razı olacakları bir hayata ulaştıracaktır

Kaynak: Ali Küçük / Besairu’l Kur’an

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ