İslâm, kör bağlılığın değil, basiretin dinidir. Taklidin değil, tahkikin dinidir. Kur'an'ın ilk emri "Oku!" olmuştur. Rabbimiz kitabının başından sonuna kadar insanı düşünmeye, araştırmaya, anlamaya ve akletmeye çağırmıştır. Buna rağmen ümmetin bazı kesimlerinde yıllardır büyüyen bir hastalık vardır: Kişileri delillerin önüne geçirmek, liderleri hakikatin ölçüsü hâline getirmek ve aklı kullanmayı terk etmek...
Bugün birçok insan Allah'ın verdiği aklı kullanmak yerine onu şeyhine, hocasına, abisine, cemaatine veya liderine teslim etmektedir. Kur'an okumaktadır ama hocasının gözlüğüyle... Hadis okumaktadır ama şeyhinin filtresiyle... Tarihe bakmaktadır ama cemaatinin penceresinden...
Böylece hakikati arayan müminler değil, slogan tekrarlayan taraftarlar ortaya çıkmaktadır.
Allah'ın dinine bağlı olduklarını zannederler; oysa çoğu zaman bağlı oldukları şey, içinde yetiştikleri yapının duvarlarıdır.
Kur'an'ın Mahkûm Ettiği Kör Taklit;
Kur'an'ın müşriklere yönelttiği en büyük eleştirilerden biri kör taklittir.
Allah Teâlâ şöyle buyurur:
"Onlara: 'Allah'ın indirdiğine uyun' denildiği zaman onlar: 'Hayır! Biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız' derler. Ya ataları hiçbir şey anlamamış ve doğru yolu bulamamış idiyse?" (Bakara Suresi, 170. Ayet)
Bir başka ayette:
"Onlara: 'Allah'ın indirdiğine ve Peygamber'e gelin' denildiğinde: 'Babalarımızı üzerinde bulduğumuz yol bize yeter' derler. Ya babaları hiçbir şey bilmiyor ve doğru yolu bulamıyor idiyseler?" (Mâide Suresi, 104. Ayet)
Dikkat edilirse müşriklerin problemi inkâr etmekten önce düşünmemekti. Delil istemiyorlardı. Araştırmıyorlardı. Sadece taklit ediyorlardı.
Bugün de birçok insan aynı mantığı farklı isimlerle sürdürmektedir:
"Bizim hoca böyle dedi."
"Bizim şeyh böyle buyurdu."
"Bizim cemaat böyle öğretti."
Peki Allah'ın kitabı ne diyor?
Peki Resûlullah (sav) ne buyuruyor?
Peki sahabe nasıl anlamış?
Bu sorular çoğu zaman ikinci plana atılmaktadır.
Şahsiyetler Hakikatin Önüne Geçtiğinde
Ehl-i Sünnet'in büyük imamları hiçbir zaman kendilerini ölçü kabul etmemişlerdir.
İmam Malik şöyle demiştir:
"Şu kabrin sahibi hariç herkesin sözü alınır da terk edilir de."
Ve bunu söylerken Resûlullah'ın (sav) kabrini işaret etmiştir.
İmam Şafii şöyle demiştir:
"Hadis sahih ise benim mezhebim odur."
İmam Ebu Hanife ise:
"Benim sözümün delilini bilmeden onunla fetva vermek kimseye helal değildir." demiştir.
İmamlar bile sözlerinin sorgulanmasını isterken bugün bazı cemaat liderlerinin sözleri adeta vahiy gibi kabul edilmektedir.
Onları eleştirmek suç...
Onları sorgulamak ihanet...
Onlardan delil istemek edepsizlik...
Bu anlayış İslâm'ın değil, otoriter kültlerin anlayışıdır.
Rab Edinilen Liderler
Allah Teâlâ şöyle buyurur:
"Onlar Allah'ı bırakıp hahamlarını ve rahiplerini rabler edindiler..." (Tevbe Suresi, 31. Ayet)
Bu ayet nazil olduğunda sahabeden Adiyy b. Hâtim:
"Biz onlara ibadet etmiyorduk." dedi.
Bunun üzerine Resûlullah (sav):
"Onlar size haramı helal, helali haram kılıyorlar; siz de onlara uyuyordunuz. İşte bu onlara kulluktur." buyurdu.
Bugün bir insan Allah'ın hükmünü değil de cemaatinin hükmünü esas alıyorsa...
Kur'an'ın açık beyanını değil de liderinin yorumunu mutlak kabul ediyorsa...
Hak karşısında değil, grubunun yanında saf tutuyorsa...
O kişinin kendisini ciddi şekilde muhasebe etmesi gerekir.
Çünkü İslâm'da mutlak itaat yalnızca Allah'a ve Resûlü'ne aittir.
Düşünmenin Yasaklandığı Yerde Hakikat Ölür;
Bazı yapılarda soru sormak hoş karşılanmaz.
Araştırmak tehlikeli görülür.
Eleştirmek fitne kabul edilir.
Sorgulamak ise isyan sayılır.
Oysa Kur'an'ın dili bunun tam tersidir.
"Onlar Kur'an'ı gereği gibi düşünmüyorlar mı? Yoksa kalplerinin üzerinde kilitler mi var?" (Muhammed Suresi, 24. Ayet)
"Size indirdiğimiz bu kitap mübarek bir kitaptır. Ayetlerini düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye indirdik." (Sâd Suresi, 29. Ayet)
Kur'an düşünmeyi emrediyor.
Bazı yapılar ise düşünmemeyi...
Kur'an delil istiyor.
Bazı yapılar teslimiyet istiyor.
Kur'an akletmeyi emrediyor.
Bazı yapılar itaati kutsuyor.
İşte burada çok ciddi bir çelişki vardır.
Kıyamet Gününün Acı İtirafı;
Allah Teâlâ kıyamet gününü anlatırken şöyle buyurur:
"Onlar şöyle derler: Rabbimiz! Biz yöneticilerimize ve büyüklerimize itaat ettik de onlar bizi yoldan saptırdılar." (Ahzâb Suresi, 67. Ayet)
Ne kadar korkunç bir itiraftır!
Dünyada alkışladıkları liderler...
Peşinden gittikleri önderler...
Sözlerini sorgusuz kabul ettikleri kişiler...
Ahirette onların mazereti hâline gelecektir.
Fakat bu mazeret fayda vermeyecektir.
Çünkü Allah hiç kimseye:
"Şeyhin ne dedi?" diye sormayacaktır.
"Abi ne buyurdu?" diye sormayacaktır.
"Cemaatin hangi görüşteydi?" diye sormayacaktır.
Allah'ın soracağı şey şudur:
"Kendisine kitap gönderilen kul, o kitapla ne yaptı?"
Ümmetin en büyük problemlerinden biri lider eksikliği değildir.
Aksine fazla lider, fazla şeyh, fazla kanaat önderi ve az düşünen insan problemidir.
Bugün Müslümanların yeniden dirilişe ihtiyacı varsa bu, yeni sloganlarla değil; Kur'an'a dönüşle olacaktır.
Şahsiyetleri kutsamayı bırakarak...
Delili merkeze koyarak...
Hocaları, şeyhleri ve cemaatleri dinin yerine geçirmeyerek...
Allah'ın kitabını doğrudan anlamaya çalışarak...
Çünkü hakikat hiçbir şeyhin tekelinde değildir.
Hiçbir cemaat cennetin tek kapısı değildir.
Hiçbir lider yanılmaz değildir.
Masumiyet yalnız peygamberlere aittir.
Müslüman ise kula değil, Hakk'a teslim olur.
Ve unutulmamalıdır ki şeytan insanları her zaman inkâra çağırmaz. Bazen onları öyle bir noktaya getirir ki Allah'ın verdiği aklı kullanmaktan vazgeçirir. İşte o zaman insan, zincire vurulmuş bir beden değil; zincire vurulmuş bir zihin hâline gelir.
Zincire vurulmuş zihinlerin oluşturduğu kalabalıklar ise ümmetleri ayağa kaldırmaz; onları sürükler.
Hakikatin yolcuları çoğu zaman yalnız kalırlar. Fakat kıyamet günü insanı kurtaracak olan, kalabalıkların içinde kaybolmuş bir aidiyet değil; Allah'ın huzuruna götürebileceği sahih bir iman, sağlam bir akıl ve samimi bir vicdandır.