Kur'an Yurdu

Farz ve Nafile İbadetlerin Önemi

Farz ve Nafile İbadetlerin Önemi

Yüce Allah kullarına namaz kılmayı, oruç tutmayı, zekat vermeyi, hacca gitmeyi farz kılıp bunları yapmadığı takdirde cezalandıracağını bildirmiş, bunun yanı sıra nafile ibadetler ile de kulunun derecesini yükselteceğini bildirmiş ve nafile olan ibadetlerle de; nasıl ki abdest üstüne abdest nur üstüne nurdur hadis-i şerifi mevcuttur aynı şekilde de nafile namazlar sevap üstüne sevaptır.

Farz olanı yerine getirmeden nafile olana sarılmak gafletten başka bir şey değildir.

Belki nafile olan ibadetleri yerine getirmediğin yada getiremediğin için cezalandırılmayabilirsin ama farz ibadetleri için böyle bir şey söz konusu değildir. Nasıl ki bir işi kurarken önce sermaye gerekli, sonra sermaye kurtarıldıktan sonra kara geçilir, aynı şekilde de farz ibadetleri yerine getirdikten sonra nafile olan ibadetlere geçilir.

Yoksa Ramazan ayı orucunu tutmayıp da sene içerisinde olan Muharrem ayı orucunu tutmak, haftada iki gün, ay başında sonunda ve ortasında tutmak gafletten başka bir şey değilse, aynı şekilde de sabah namazını kılmayıp da teheccüt namazı kılmak için gece yarısına kadar uykusuz kalıp da sabah namazını kazaya bırakmakta aynı şekilde gafletten başka bir şey değildir. Nitekim bu açıklamayı yaparken nafile ibadetleri terk edin demiyoruz tam aksine farz ibadetleri yeri getirdikten sonra nafile olan ibadetlere devamlılık konusunda kararlılık gösterin.

Gösteremiyorsanız da farz ibadetlerini yerine getirme hususunda taviz vermeyin, gevşeklik göstermeyin. Çünkü sizin gevşeklik gösterdiğiniz şeyde, şeytan sizi daha da uzaklaştırmak ve bir daha ona sahip olamamanız için elinden gelen gayret ve çabayı sarf edecektir.

Resulüllah (s.a.v) buyuruyor ki:

Allah azze ve celle şöyle buyurmuştur: Kim velime (dostuma) düşmanlık ederse bana harp ilan etmiş olur. Kulum kendisine farz kıldığım şeylerden daha çok sevdiğim bir şeyle bana yaklaşamaz kulum nafilelerle bana yaklaşmaya devam eder ve sonunda ben onu severim. Bir kere sevdim mi artık işiten kulağı, gören gözü, tutan eli ve yürüyen ayağı olurum. Benden bir şey isterse veririm. Bana sığınırsa korurum.

Adamın biri, bir defasında İbn Abbas’a (r.a): Gece kalkıp namaz kılan ve gündüzleri oruç tutan, fakat Cuma’ya gitmeyen kimse hakkında ne dersin. Bu adam eğer bu tutumunu değiştirmeksizin ölürse yeri neresidir diye sorunca İbn Abbas: O kişi cehennemliktir cevabını verdi.

Allah Resulü (s.a.v): Kendinizi ancak yapabileceğiniz amellerle mükellef kılın buyurmaktadır. Nitekim bu konu üzerinde Hz Ali (r.a) şöyle buyurmaktadır: Nafileler farzlara zarar verirse, onları terk edin ve yine başka bir sözünde devam edilen az şey, usandıran çok şeyden hayırlıdır buyurarak insanların düşmüş olduğu gafletten uyanmaları için ikaz etmektedir.

Yine aynı şekilde ;

Bir günde yüz rekat nafile namaz kılıp da arkasından bir ay boyunca hiç nafile namaz kılmamaktansa her gün dört rekat nafile namaz kılıp, hergün sevap kazanman daha hayırlı ve daha makbuldür. Nitekim Allah Resulü (s.a.v): Allah’ın en sevdiği amel azda olsa devamlı olanıdır buyurmakta ve başka bir hadis-i şeriflerinde ise:

Kim Allah Teala;’yı bir ibadete alıştırır da sonra bezginliğinden dolayı onu terk ederse, Allah da ona gazap eder buyurarak ibadetin gerekliliği ve devamlılığı hususunda ikaz etmekte ve uyarmaktadır.

Nitekim “Ömer b. Hattab (r.a) bir rahibin manastırının yanından geçti. Ona: Ey rahip diye seslendi. Rahip karşısına gelince: Hz Ömer ona bakıp ağlamaya başladı. Kendisine:

Ey müminlerin emiri seni ağlatan nedir? denildi. O: Aziz ve Celil Allah’ın kitabındaki: ‘Amel etmişler, yorulmuşlardır kızgın bir ateşe gireceklerdir (Gaşiye Süresi’3-4)’ buyruğunu hatırladım, işte beni ağlatan budur dedi (1)”.

ve aynı şekilde:

“Yüce Allah ‘Amel etmişler, yorulmuşlardır (Gaşiye Süresi’3)’. Bu yüzler(in sahipleri) çokça amel etmişler, bu uğurda çokça yorulmuşlardır ama kıyamet gününde ise kızgın bir ateşi boylamış olacaklardır (2)”

Tabii ki bu açıklamaları aynı şekilde farz ibadetlerini yerine getirenler içinde geçerlidir. Nitekim kıldığı namazdan haberi olmayan, kıldığı namazı savsayan, rüküsünü, secdesini, kıyamını, kıraatını, tadil-i erkanını yerine getirmeyenler içinde geçerli olduğunu söylemek mümkündür ki Hz Peygamber (s.a.v):

Nice oruç tutan vardır ki, orucundan dolayı açlıktan ve susamaktan başka bir şeyi yoktur. Nice namaz kılan vardır ki, namazından dolayı uykusuzluktan ve sıkıntıdan başka bir şeyi yoktur buyurmaktadır. Zekilerin uykusu ve iftarları ne güzeldir buyurmuşlardır.

“Mukatil b. Hayan der ki: Namazı ikame: vakitlerini geçirmeksizin zamanında ve abdesti tam alıp, rüku ve secdeleri, Kur’an tilavetini, tahiyyat ve salavatları mükemmel şekilde yaparak eda etmektir. Namazın ikamesi işte budur (3)”

“Mesruk dedi ki: Beş vakit namazı gereği gibi koruyup da gafillerden diye yazılan hiç kimse olmaz. Ama o beş vakit hakkında kusurlu davranmak dolayısıyla da helak olmak sözkonusudur. Beş vakit hakkında kusurlu davranmak da onları vakitlerinde kılmamaktır (4)”

ve yine aynı şekilde;

“İbn Cerir dedi ki: Mücahid’den rivayete göre o: ‘Bunlardan sonra ise namazı kaybeden, arzularına uyan bir kavim geldi (Meryem Süresi’59)’ buyruğu hakkında şöyle dediği nakledilmiştir: Burada sözü edilenler bu ümmet arasındadır. Bunlar davarların ve eşeklerin birbirlerinin üstüne bindikleri gibi yolda birbirlerine binecekler. Ne semada Allah’tan korkacaklar, ne yeryüzünde insanlardan haya edecekler  (5)”

ve başka bir ifadede ise;

“Bir adam Ubade b. es-Samit’e gelip şöyle dedi: Sana hakkında soru soracağım hususu bana bildir. Bir adam Allah için namaz kılmakla birlikte övülmesini de arzu ediyorsa, Allah için oruç tutmakla birlikte övülmeyi de seviyorsa, Allah için sadaka vermekle birlikte övülmeyi de seviyorsa, Allah için hac etmekle birlikte övülmeyi de seviyorsa bunun durumu senin kanaatine göre nedir? Ubade: Onun hiçbir ecri yoktur. Çünkü yüce Allah şöyle buyurmuştur:

‘Ben ortakların en iyisiyim. Her kimin benimle birlikte bir ortağı varsa o nun (beni ortak ederek yaptığı amelinin) tamamı ona (ortak koştuğu varlığa)dır. Benim ona hiçbir ihtiyacım yoktur (6)”

Kaynak: İsmail Ekinci

(1-İbn Kesir / Tefsiru’l Kur’an’il Azim / C:12 / bkz: 106) (2-İbn Kesir / Tefsiru’l Kur’an’il Azim / C:12 / bkz: 106) (3-İbn Kesir / Tefsiru’l Kur’an’il Azim / C:1 / bkz: 213) (4-İbn Kesir / Tefsiru’l Kur’an’il Azim /C:7 / bkz: 61) (5-İbn Kesir / Tefsiru’l Kur’an’il Azim /C:7 / bkz: 61) (6-İbn Kesir / Tefsiru’l Kur’an’il Azim /C:6 / bkz: 622)

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ